Kullanma Klavuzu Aptallar için Değildir !
Yazıların altında çak bi yaldız köşesi var ki oy verebilesiniz..
Yazılarda farklı karakterli/renkli kelime, altı-üstü çizili kısım varsa muhtemelen tıklayınca görmeniz gereken bir fotoğraf veya link açılıyordur.. Click başlıklı bağlantıları da tıklamayı ihmal etmeyin. Ayrıca Yorum bırakmaktan tırsmayın mümkünse..
Fotoğraflarım için de bi zahmet tıklayıverin..
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
09 Aralık 2009 Çarşamba
(aynen eklendiği gibidir, tek harf değişikliğe uğramamıştır.)
let the right one ine gelince sen bu filmi kesnlkle anlamamşsın yahu bide otuurp vasat diye yazı yazıyosun filmle ilgili :D cok komiksin o filmdeki aslında kız değil o babası dediğinde babası değil zaten iyi bir film izleyicisi olsan bu ayrıntıları görürdünde takıldığım nokta bide anlamadan eleştirmen :D e ne diyeyim böyle dandk eleştirilere fazla bile cevap verdim ama olsun
ps. verdiğim yazıyı bir oku bence
http://www.otekisinema.com/?p=2063
Meltem;
Bloguma yazdığın yorumu okudum, sonra gönderdiğin yazıyı da okudum. Ve yorumunu silmek durumunda kaldım. Sebebi ise nasıl yorum yazılacağını, kişiye nasıl hitap edileceğini çok iyi bilmemen. Üzgünüm ama statün, yaşın, cinsiyetin ne olursa olsun karşındaki kişinin fikrine katılmıyorsan bunu düzgün cümlelerle yazıya geçirirsin.Konuşma dili ile yazı dili arasındaki farkları açmama gerek yok sanıyorum. İnsan kendi sayfasında, kendi ortamında istediği gibi davranır belki ama başkasını kişisel olarak eleştiriyorsan bir dönüp okumanı tavsiye ederim. Çünkü sen ne filmi savunmuşsun ne yorum yazmışsın direk bir kişisel saldırı gerçekleştirmişsin.
Sürekli Film eleştirisi yazan bir insan olmamam film izlemediğim anlamına gelmediği gibi bu tarz insanların bayıldım, ayıldım dediği filmleri daha önyargılı izliyorum. Daha büyük beklentilerle izliyorum ki bunca insanı ortak bi noktada nasıl birleştirmiş göreyim.
İtham ettiğin şey filmi anlamamak, ama kastettiğin şey seninle aynı pencereden bakmıyor oluşum aslında. Milyonlarca insanın sevmiş olması dahi o filmin benim için iyi olacağı anlamına gelmez.Ki sende yazında başka bir film için bunu dile getirmişsin. Yani aynı fikirdeyiz, benim sevmeme, vasat bulma, daha iyisini bekleme nedenimi sorgulamadan anlayabiliyorsun demekki.Sorun senin yüksek beğenini kazanan birşeyi sevmemiş olmamdan kaynaklanıyor sanırım.
Gelelim filmlere ki aşkın 500 günü; gişesi, puanı ne olursa olsun yavan bir film. Klasik bir aşk hikayesine gün sistemiyle değişiklik katılmış, izlediğin aşk filmlerinin %80'inde olacak sıradan şeyler oluyor. Benim beklenti fazlalığımı karşılayamıyor ne yazık ki. Zaten sevdiğim bir tür olmadığı için de beni memnun edecek çekicek ekstra bir şey bulamadım.
Vampir filmi ise ; yine "BENCE" gereğinden fazla anlam yüklenmeye çalışılan, küçük çocuk üzerinde ki saflıkla aşkı, duyguyu işleyeceğim diye kasılan bir filmdi. Gerçekten bu denli kendine güvenerek izleyip de hiç bir kusur bulmamış ve toz pembe bir yorum sunmuş bir yazıyı göndermene inanamadım. Yazıyı okumaya başladığımda gerçekten sağlam başka eleştriler okurum diye umdum fakat, sanki filmi çeken kadro yazmış gibi 4X4 lük bir övgü okudum.Benim eleştirimi beğenmeyip uzman bir eleştiri yazısı göndermişsir diye umdum.
Filmin işleyişi bana gereksiz yavaş ve duygu yüklemeli geldi. Birileri tapmış olsa bile çok daha iyi çekilebilecek bir filmdi.
Tabi ki blog yazarken aman efendim işte şu sahne böyle çekilmez, orda o ışık yanlış, aman bu adam iyi oyuncuydu o oynasaymış gibi eleştriler yazma gibi bir tarzım yok. Çünkü ben sinema eleştirmeni değilim.
Filmi zaten sıkılarak zar zor izledim, sevemedim ve blogumda da geyik yaparak yazdım.. Ki her yazımda bu şekildedir, bu benim yazarken kullandığım dil. Bunu yanlış algılayarak bu kadar çok yüklendiğini düşünüyorum. Hakkımda da aman işte bişeyden anlamaz, izlemiş Twilight bebesi gibi yorumlar yazmış, sallaya sallaya ahkam kesmiş gibi bir önyargı oluşmasını istemem. Orayı eğlenmek için kullanıyorum, ve eğlenmediğim şeyleride uç noktalarda belirtiyorum. Blogun en üstünde de yazdığı gibi tamamen kişisel, kendi saçmalıklarımı dökebileceğim, sadece benim fikirlerimi içeren şeyler okuduklarınız.. imdb nin o filmi alıp 1. yapması, yere göğe sığdıramaması dahi beni ırgalamayacaktı sonuçta. ki kaldı ki o 250'lik listenin bir çoğunu izledim fakat benim ilk 10'unmdaki filmlerin çoğu orda yer almıyor. Genelin sevdiğini sevmek zorunda değilim, fakat sen ve diğerleri buna saygı duymak durumundasınız. Çünkü medeni toplumlarda insan ilişkileri bu şekilde ilerler. Bu kadar uzun yazma sebebim gerçekten doğru ifade edebilmek.. yoksa "sensin dandik, sen anla güzelim ben böyle iyiyim, ne izlediğimi ve ne beklediğimi bilioyorum" der çıkarım işin içinden.
05 Aralık 2009 Cumartesi
"Aşkın 500 Günü" olarak çevirilen film ne aşk filmi ( ki filmde de bu bir aşk hikayesi değildir gibi bir ibare var), ne bir ayrılık filmi..Romantik komedi olarak geçiyor türü fakat gerçekten zevk alınacak şöyle yağmurlu bi akşamda sıcak şarap eşliğinde izlenilecek eğlenceli ve hüzünlü bir film falan değil. Filmdeki tek ilgi çekici şey günlerin anlatımının karışık sıralamada bir sayaçla gösterilmesi.. Senaryo belki daha iyi bir yönetmen, daha iyi bir oyuncu kadrosuyla daha izlenilebilir olabilirdi.. Sırf son gün neler olduğunu merak etmekten sıkıla sıkıla izledim filmi.. Bir de baktım ki zaten başından sonu belliymiş.. Bazen öyle sıkıcı filmler izlersiniz ki sonunda ki tek bir sahneyle bütün filmi unutup vay be ne filmdi diyecek akdar sizi şaşırtır, hoşunuza gider. Ama bu filmde gerçekten hiçbirşey yok.. Tipik bi amerikan aşk filmi bile değildi malesef.. Hele ki filmdeki isimlere yapılan gönderme (yaz [summer]-sonbahar [autumn]) gerçekten berbatında ötesindeydi.. Bunun son sahne olmasıyla yaşanan hayal kırıklığı ise paha biçilemez..Imdb nin vermiş olduğu 8,1 puana kanıp izlemekte cabası..
Bir diğer film ise İsveç yapımı olan "Låt Den Rätte Komma in"(Let The Right One In).etiketler Film Film Film
26 Kasım 2009 Perşembe
Powder Blue imdb de 6,5 puan almış 2009 yapımı ilginç bir film. Başta birbirinden bağımsız olan 4 karakterin hayatını yolları kesişene dek izliyorsunuz.. Karakterlerden biri striptizci bir anne, bir diğeri cenaze levazımatçısı genç bir çocuk, diğeri dini bırakmış bir papaz, sonuncusu ise hapisten yeni çıkmış yanlız bir adam.. Tam bir evde oturup battaniye altında tıkınırken izlenilcek film.. ama çok büyük beklentiler içine girmeye gelmez.. özellikle son dakikalarındaki yaşam ötesi çayır çimenlik denizlik dandik sahneler..etiketler Film Film Film
21 Kasım 2009 Cumartesi
25 Ekim 2009 Pazar
- Demin çoraplarımı kokladım..
- Kırmızı sanıp çingen pembe bir etek almışım indirimden, etiketi üzerinde ve bariz pembe yazıyo..
- Odamda çöp değil "çöplük" var..
- Bakteriyel hastalıklara artık yakalanmıyorum, mantar , küf filan hepsine karşı bağışıklık kazandım beraber yaşadığımız için..
- Azına sçim demekten çok zevk alıyorum..
- Msn de BOK yazınca mutluluk hormonu salgım artıyo..
- "Ensest" kelimesini hakaret olarak kullanıyorum! anlamını ve manasızlığını biliyorum ama hoşuma gidiyor.. bence küfür olmalı ensest.. bir insana arkasında ulan ensest diye bağırabilmeliyim ! ki gerçi ben yapıyorum.
.
.
(devamı sonra, evet daha neler var neler.. )
24 Ekim 2009 Cumartesi
Elinde akbili ile gezen insanlar var oysa.. "Lütfen kağıt para girişinizi yapınız. Lütfen akbilinizi tekrar dokundurunuz. Akbil yükleme başarıyla tamamlandı." Evet kahverengi mini etekli, sarışın kadının akbili dolduğuna göre meraklı gözlerimi üzerinden çekip yürüyen merdivene binebilirim..
Merdivenlerden inerken öpüşen bir çiftle kesişiyorum, gerçi beni görecek halleri yok ama kızın saçları siyah-beyaz ! [ ( Belki bende bir kuyruk bırakıp beyaza boyamalıyım. (Bu arada turuncu-kızıl saçlarımı 2 hafta önce siyah yaptım ve bu konuda konuşmayı yazmayı bırak, düşünmek bile istemiyorum..) ]
Aklımda bugün yaptıklarım , yarın ve tüm hafta boyu yapacaklarım var. İşkolik/okulkolik bir insan değilim, asla da olamadım. Erteleme hastası biri olarak herşeyi üstüste bindirip, dümdüz hayatımı kaostan kaosa sokma ustasıyım sadece..
Üheeğğğğğğeeee diye bir ses çarşamba günkü planımı düşünmemi engelliyor.. (aslında çarşamba için bir planım olması gerektiğini dün farkettim, yani olsa süper olur, napıcam, aynı anda 36 farklı yerde nasıl olucam planlamalıyım biran önce) Üheeeeeğğğeeee ühüüüü sarışın bir velet bitkin sesiyle ağlıyor.. Bu afişleri toplarken duyduğum sesle aynı ton.. Son 15 dakikadır ağlamaktan sesi kesik kesik ama hırsıda takdire şayan.. "Ühüüü.. 18'ime girince kendim alcam üğüüü hemde gerçek kornalısından üğüğüğhhhh.."
Tanrım! ( evet yarabbim veya allahım değil bir tanrım! ) 21 yaşındayım ve 18'i geçeli asırlar olmuş gibi hissediyorum..Biri yaşımı sorsa 29 puçuk demek üzereyim.. Ve bu sabah "gerçek kornası olan araç" sınavına girdim. Bazı şeyler küçükken hayalini kurduğunuz güzellikte olmuyor. Sınav tam bir angarya mesela.. Güneşin altında kontrol sırasında beklerken 3 kez cafeye dönüp içeri alınmayan cihazları/kitapları bırakmak, sıraya hep en sondan tekrar tekrar girmek.. Kapı açılsın diye beklerken ehliyet isteğime 9 kez lanet ettim ve evdeki oyuncak vosvosumla ne kadar mutlu olduğumu hatırladım. Planlarımın 3 yıl gerisinde olan ben; hala ağlayan çocuğun kırmızı burnuna bakıyor ve seneye gerçek bir araba aldıracağını garanti ediyorum!
"Bu gece Venüste Y grubu.. Neptünde F grubu.. biletler cikletixte.."----"Tren geliyor.."----
(gelsin.)
Metronun hareketli reklam panosunda konser tarihleri dönüyor.. Gitmeyi düşünüdüğüm dün geceymiş, belki uğrarız ya dediğimde yarım saaat önce başlamış.. Zaten ben ters yöne gidiyorum..
Su yeşili metro koltuğunda oturmuş karşımdaki panoya boş gözlerle bakıyorum (sanırım).
Anonsla irkilip, ilanı okuyorum; Anons : "İstasyon Levent" , İlan: "İnsan neyle yaşar? "
Son 6 saattir ve son 10 gündür arkasında oturup insanlara gülümsediğim yazıya bakıp gülümsüyorum.. Sahi neyle yaşıyorum?
Açlık ve parasızlık sınırını zorluyorum şuan; 2 gündür duş almadım; çantamda 2 roman, yarısı yenmiş bir paket kaju fıstık, 4 uçlu kalem, 1 mp3 çalar ve sayısız baş/mide/böbrek/dalak/beyin/pankreas/ ilaçları var..
Minibüse vericek 1,25 kuruşu 10 dakikada bulup, yanıma oturan kadının parfümünü kokluyorum..
"Müsait bi yerde inecek var, heyyy müsayyyitt bi yerdeğğğeee" Melodik seslenişime si bemolle noktayı koymam oldukça işe yarıyor.. Gülümseyerek apartmana giriyorum.. İki üst kattaki komşunun 8 yaşındaki kızı; inanılmaz bir heyecanla yan dairemizdeki köpeği seviyor.. "Zeytinnnn Aşkımmmmm.."
Alt komşu kızı olarak anahtarı çeviriyorum, ve iyi akşamlar diliyorum.. O bilmesede ben 21 yıldır kimseye Aşkım demiyorum :)
[hayır kelimeyi sevmiyorum!]
03 Mayıs 2009 Pazar
14 Nisan 2009 Salı

Doğduğumdan beri hep huzursuz bir uyku halim var; uyuyamam, uyanamam.. Uykuya dalma sürecim öylesine uzundur ki; bütün Çin'i besleyecek akdar koyun saymışlığım var gecelerce.. Şaka değil cidden koyun sayıyorum bazen.. Fıstık yeşili çimenlerin üzerindeki tek sıra 3 katlı beyaz çitten atlayan aptal pofuduk koyunlar.. Hepsi çitten atlayıp geçip gidiyor zihnimde, çit yanlızca bir tane oysa.. Kenarında geçsenize ne kadar safsınız..
Çeşitli tütsüler, taşlar, bitki çayları, sakinleştiriciler denedikten sonra huzuru koyunda bulmak.. hmmm.. işte bu..
Evdekilerin söylediğine göre gözlerim yarı açık uyuyorum.. Uykumda konuşuyorum, yürüyorum, aklımda kalan yapmam gereken işler varsa uykumun içinde kalkıp yapıyorum.. Sabah yattığım yerden kalkmış bulursam kendimi şaşırıyorum.. Uyurken telefonda konuşup sabah hatırlamıyorum, veya konuşmayıp konuştum sanıyorum.. Beynimden binlerce düşünce geçiyor uykuya dalana kadar.. Ki bu süreç en az 1 saat en çok 4 gün..
Evet her 27 Ocak öncesi kendimle anlaşıp uyumama rekorumu kırmaya çalışıyorum.. Bu sene 4 tam güne çıkardım.. Daha önceki günlerdeki sağlıksız uykularım da göz önüne alınırsa gereçekten rekor sayılabilir.. Doğum günlerimi işte böyle ömrümü biraz daha kısaltmanın çelişkisiyle kutluyorum..

Uyku maskesi ve bir gecelik aldım kendime bu doğum günümde.. Yıllarca müzik dinleyerek uyuduğum ve sabah boğazıma/saçıma dolanmış kulaklıkla savaştığım günlerin yerini uyku maskesi aldı 1 geceliğine.. Bir tarafı ağzımda diğer tarafı çenemin altında, lastiği gözümün üstünde, boğuşarak uyumuşuz berebar.. Bir gün Homer gibi uyuyabileceğim günlerimi hayal ediyorum..

Sims oynayanlar bilirler; ordaki karakterlerin enerjileri sıfırlandığında "hola" gibi bişiy söyleyip sizden yatırmanızı istemek için el salarlar ve deli gibi esneyip oldukları yere bayılırlar bir anda.. Kendimi çoğu zaman bir Sims karakteri gibi hissediyorum.. Bahçedeki çöpün (baş ucu masam) orda uyuyorum ve sabah postası( penguen yada uykusuz) bir kolumun altında kalmış..
9 yaşına kadar Firdevs hatunun ( anneannem ) uykum gelsin diye yapmadığı aksiyon, kaynatıp içirmediği ot kalmadı.. Gece olunca herkes yatınca başlardı yanlızlık zamanlarım.. Yatağın içinde tavanı, duyu düşük ampülü izledim yıllarca.. Camın önüne kedi gelsin de azcık bakayım ona diye camın dibinde bekledim yada..
6-7 yaşlarında, uyumak için sabah ezanını beklediğim, ezanı duyunca bi bardak süt içip yatağa girdiğim dönemlerdi..
Firdevs hatun sabah ezanına kadar beni puzzlela, hangi elimde para oyunuyla oyalar; ezana yakın sütümü ısıtır elime verir "hadi uyu artık" derdi.. Hava ışımaya başlarken dalar ve çocukluğum boyunca her gece istisnasız aynı rüyayı görürdüm.. Her sabah aynı rüyayı anlatırdım "sanki bu sefer daha garip gibiydi, ama aynıydı, daha gerçekçiydi" diyerek, kahvaltı masasında reçelli ekmeğimi yerken.. En sevdiği bardak; üzerinde I love SANA yazan bir yağ promosyonu olan, hep aynı rüyayı gören küçük somurtkan bir çocuktum..
Sarı tek katlı kulübe bozması bir ev, kahverengi küçük bir kapı, yığılı samanlar.. Kapıdan giren küçük, saçları 2 kuyruklu bir kız çocuğu (ben) , içerde bilekten gerisini göremediğim baş parmağından başlayarak 5 e kadar sayıp tek tek parmaklarını açan bir el.. Ve yankılanan uğultu gibi anlamsız bir kaç ses..
Ne öncesi ne sonrası vardı rüyamın.. sadece bu.. Şuan olsa kafayı yedirtip, piskopat olacak kadar çok sık tekrarlanan bu görüntülerle yıllarca yaşadım..Her anlatışımda biraz daha gerçekçiliğini kaybediyordu hikayem.. Ama 14 yıl sonra bile bu denli netse bu görüntüler beynimde, demekki yeterince tekrarlanmışlar, yeterince görmüşüm, içime işlemişler..
Bütün gece odamda yapıcak şeyler arayan, gündüzleri gece için planlar yapan küçük beynim, kitap okumayı yeni öğreniyordu..
Büyük marketlere, arabayla haftalık/aylık alışverişler yapılmaya gidildiği dönemlerdi.. Küçükbakkalköy sınırındaki markette uçan çubuklu balonum elimde (101 dalmaçyalı :) , boyumun yetişmediği bir kitap reyonunun önünde duruyorum.. Siyah kalın kapaklı, üzeri yıldızlı bir kitap var reyonda.. Bir el kitabı bana uzatıyor ve "tam senlik hadi alalım" diyor, seviniyorum..

"Geceyi Sevmeyen Çocuk" okumayı sökeli 2-3 gün olmuş ama gecesini okuyup gerisini soruyorum..Ve hemen karşı çıkıyorum ; " benim sevmediğim gece değil rüyalar".. 5 yıl her gece o kitaptan hikayeler okundu bana, her sayfasını ezbere bildiğim hikayeler.. Adı çocuk olan çocuklar, zürafa olan zürafalar..
[ Bir varmış, bir yokmuş. Bir çocuk varmış. Adı çocukmuş. Bu çocuk geceyi hiç sevmezmiş. " Uyumak hiç güzel değil" dermiş annesine. "Ben uyumayacağım.Gece olmasın, gece olmasın" diye ağlarmış.. ]
Hayatımda hiç bir kitabı bu denli sevip bu kadar çok okumadım.. Kitap hala kütüphanemde, içersinde hala okuyup sıkılmayacağım hikayeler var.. Hikayelerin resimlerini doğum yılları 1979 -84 arası değişen, o zamanın ortaokul çocukları çizmiş..
İnternette adını yazıp arattığımda hala satışta olduğunu görmek beni mutlu etti.. Kaçıncı basımdır, içerik birebir aynı mıdır bilmem ama bu kitabı kardeşinize, çocuğunuza, hiç tanımadığınız bir çocuğa bile olsa alın hediye edin.. Hikayelerin hepsinin zihninde canlanıp, rüylarının güzelleşmesini sağlayın..
O zamanlar inkar ettiğim;
"hayırrr o çocuk bana benzemiyo hiçte hıh" diye tepkiler verdiğim, sayfalara baktıkça kendimi gördüm bugün.. Dağınık çocuk da benim, geceyi sevmeyen de benim, inatçı olan da, uyumak istemeyen zürafa da..
Ben; bümbüyük,
meraklı bir uzay çocuğuyum hala..
edi büdü : Yine uykusuz bir gece ve 1 saat sonra okula gidip saatlerce ders çalışıp sınava girmek zorunda olan, 9 fincan kahve içsem beynim açılır mı diye düşünen bünyeden dünyaya : iyi sabahlar !!.. (05:45)
07 Nisan 2009 Salı



Ne renkli arkadaşlarım varmış benim düşündüm de şöyle bi..
Dostlarımdan biri yeşil saçlıydı bir ara.. Bir diğeri kırmızı-gece mavisi.. Saçlarımızda yünden örgülü rengarenk ipler filan vardı hemde..
Yeşiller kesildi, kırmızılar siyaha boyandı.. İpler söküldü bir bir..
Ama bir tanesinin saçları hala magenta.. Kahkülleri uzun, şirin..
Bir başka dostum kulağına mavi ataç takarken, diğeri kahverengi ip örmüştü küpe yerine..
Ataç kırıldı, ipi de biri koparmıştı hatırlıyamıyorum şuan..
Başka bir dostumun da pembe yıldız küpeleri ve yeşil kadife pantolonuyla, yeşil çantası vardı hep gözümün kaldığı..
Çanta yırtıldı, küpesini düşürmüş, pantalonsa hala sağlam..
Bi diğerinin de kütüphanede unuttuğu rengarenk tükenmez kalemleri..
Kalem kutusunu farkettim, götürdüm verdim bugün geri..
Ve gözlerine mükemmel siyah kalem çeken başka bir tanesi ..
Muhtemelen makyajı silinmiş, uyumuştur bu saatlerde..
Saçları dalgalı, özenli, turuncu bir adaş..
Örülmüştür şimdi o saçlar uykuya giderken bilirim..
Veee ben mi ?..
ben evet..
saçlarım turuncu, dağınık, kahküllerim kısacık,
makyajım siyah ve akmış,
küpelerim çizmeli ama teki kayıp,
çantamın ön gözü yırtık,
yeşil pantalonum terzide paçaları yapılacak,
tükenmez kalemlerimden biri çantamın yırtık gözünde, diğerleri yıldızlı kalem kutumda,
ve gökkuşağı renginde, yün bir ip omzumdan sarkan, ucunda mavi-kırmızı cam boncuklarıyla..


edi büdü : yukarıdaki arkadaşlardan yeşil, mavi-kırmızı saçlı olanlar ile mavi ve kahverengi çeşitli cisimleri küpe yapmış olanlar dişi değildir. aksine çok taş yakışıklı çocuklardır. irtibat için lütfen meyil atın bana :) muhahaa öperim :)
06 Nisan 2009 Pazartesi
----------------------------------------------------------
E şimdi diyorsunuz ki sonuç ne oldu demi.. hani yazı filan yollamışsın böle cv yazmışsın aferin de Squasha başladın mı?,The Marmara' nın akşam servisi nasıl ?? bunları merak ediyorsunuz normal olarak..etiketler CV










