25 Ekim 2009 Pazar

HAYVANLAR GİBİ Spoiler!!!

Az sonra okuyacaklarınız HAYVANLAR gibi spoiler içerir.
Dİkkat Spoiler

Kendinden Tiksinmek İstemek

- Bugün minibüste osurdum.. ( sessizce oh)
- Demin çoraplarımı kokladım, hala başım dönüyo..
- Kırmızı sanıp çingen pembe bir etek almışım indirimden, etiketi üzerinde ve bariz pembe yazıyo..
- Odamda çöp değil "çöplük" var..
- Bakteriyel hastalıklara artık yakalanmıyorum, mantar , küf filan hepsine karşı bağışıklık kazandım beraber yaşadığımız için..
- Azına sçim demekten çok zevk alıyorum..
- Msn de BOK yazınca mutluluk hormonu salgım artıyo..
- "Ensest" kelimesini hakaret olarak kullanıyorum! anlamını ve manasızlığını biliyorum ama hoşuma gidiyor.. bence küfür olmalı ensest.. bir insana arkasında ulan ensest diye bağırabilmeliyim ! ki gerçi ben yapıyorum.
.
.
.
.

(devamı sonra, evet daha neler var neler.. )

24 Ekim 2009 Cumartesi

" İNSAN NEYLE YAŞAR ? "

---- Aşağıdaki taşındım yazısına ithafen; host sorunundan dolayı bir süre geri taşındım!----

Metronun turnikesinin önünde duruyorum.. Resmen her akşam bir turnikenin önünü işgal ediyorum.. Hiçbir zaman önceden "akıllı biletini" hazırlamamış biri olarak dakikalarca çantamı karıştırıyorum. Bir türlü gelemeyen biiip bip! sesi .. "işlem tamamlanamadı, tekrar" Hayatımda ne tamam ki?

Elinde akbili ile gezen insanlar var oysa.. "Lütfen kağıt para girişinizi yapınız. Lütfen akbilinizi tekrar dokundurunuz. Akbil yükleme başarıyla tamamlandı." Evet kahverengi mini etekli, sarışın kadının akbili dolduğuna göre meraklı gözlerimi üzerinden çekip yürüyen merdivene binebilirim..

Merdivenlerden inerken öpüşen bir çiftle kesişiyorum, gerçi beni görecek halleri yok ama kızın saçları siyah-beyaz ! [ ( Belki bende bir kuyruk bırakıp beyaza boyamalıyım. (Bu arada turuncu-kızıl saçlarımı 2 hafta önce siyah yaptım ve bu konuda konuşmayı yazmayı bırak, düşünmek bile istemiyorum..) ]

Aklımda bugün yaptıklarım , yarın ve tüm hafta boyu yapacaklarım var. İşkolik/okulkolik bir insan değilim, asla da olamadım. Erteleme hastası biri olarak herşeyi üstüste bindirip, dümdüz hayatımı kaostan kaosa sokma ustasıyım sadece..

Üheeğğğğğğeeee diye bir ses çarşamba günkü planımı düşünmemi engelliyor.. (aslında çarşamba için bir planım olması gerektiğini dün farkettim, yani olsa süper olur, napıcam, aynı anda 36 farklı yerde nasıl olucam planlamalıyım biran önce) Üheeeeeğğğeeee ühüüüü sarışın bir velet bitkin sesiyle ağlıyor.. Bu afişleri toplarken duyduğum sesle aynı ton.. Son 15 dakikadır ağlamaktan sesi kesik kesik ama hırsıda takdire şayan.. "Ühüüü.. 18'ime girince kendim alcam üğüüü hemde gerçek kornalısından üğüğüğhhhh.."

Tanrım! ( evet yarabbim veya allahım değil bir tanrım! ) 21 yaşındayım ve 18'i geçeli asırlar olmuş gibi hissediyorum..Biri yaşımı sorsa 29 puçuk demek üzereyim.. Ve bu sabah "gerçek kornası olan araç" sınavına girdim. Bazı şeyler küçükken hayalini kurduğunuz güzellikte olmuyor. Sınav tam bir angarya mesela.. Güneşin altında kontrol sırasında beklerken 3 kez cafeye dönüp içeri alınmayan cihazları/kitapları bırakmak, sıraya hep en sondan tekrar tekrar girmek.. Kapı açılsın diye beklerken ehliyet isteğime 9 kez lanet ettim ve evdeki oyuncak vosvosumla ne kadar mutlu olduğumu hatırladım. Planlarımın 3 yıl gerisinde olan ben; hala ağlayan çocuğun kırmızı burnuna bakıyor ve seneye gerçek bir araba aldıracağını garanti ediyorum!

"Bu gece Venüste Y grubu.. Neptünde F grubu.. biletler cikletixte.."----"Tren geliyor.."----
(gelsin.)

Metronun hareketli reklam panosunda konser tarihleri dönüyor.. Gitmeyi düşünüdüğüm dün geceymiş, belki uğrarız ya dediğimde yarım saaat önce başlamış.. Zaten ben ters yöne gidiyorum..

Su yeşili metro koltuğunda oturmuş karşımdaki panoya boş gözlerle bakıyorum (sanırım).
Anonsla irkilip, ilanı okuyorum; Anons : "İstasyon Levent" , İlan: "İnsan neyle yaşar? "

Son 6 saattir ve son 10 gündür arkasında oturup insanlara gülümsediğim yazıya bakıp gülümsüyorum.. Sahi neyle yaşıyorum?

Açlık ve parasızlık sınırını zorluyorum şuan; 2 gündür duş almadım; çantamda 2 roman, yarısı yenmiş bir paket kaju fıstık, 4 uçlu kalem, 1 mp3 çalar ve sayısız baş/mide/böbrek/dalak/beyin/pankreas/ ilaçları var..

Minibüse vericek 1,25 kuruşu 10 dakikada bulup, yanıma oturan kadının parfümünü kokluyorum..

"Müsait bi yerde inecek var, heyyy müsayyyitt bi yerdeğğğeee" Melodik seslenişime si bemolle noktayı koymam oldukça işe yarıyor.. Gülümseyerek apartmana giriyorum.. İki üst kattaki komşunun 8 yaşındaki kızı; inanılmaz bir heyecanla yan dairemizdeki köpeği seviyor.. "Zeytinnnn Aşkımmmmm.."

Alt komşu kızı olarak anahtarı çeviriyorum, ve iyi akşamlar diliyorum.. O bilmesede ben 21 yıldır kimseye Aşkım demiyorum :)
[hayır kelimeyi sevmiyorum!]

06 Temmuz 2009 Pazartesi

Taşındım Ben

yeni adresim de bu :
http://ampirikyansima.com/
ahanda bu da foto şeysim:
http://ampirikyansima.deviantart.com/

izleyen, okuyan, takip eden, arada bakan, canı isteyen filan olursa artık burdayım.. eski yazılarımı da ekledim:)

03 Mayıs 2009 Pazar

Yaz - Mı - Yo - Rum

bi sor niye ?
Bi haltlara kalkıştım ben.. Diyorum halledeyim yeni haline yazarım blogun.. Yok bi gün iki gün derken baktım biraz daha sürücek bu yenilik aşaması.. Dedim o zaman bi kenara aklıma gelen konuları not alayım sonra yazarım.. Sonra o kağıdı da kaybettim.. Bundan sebep yazmıyorum :)

Zaten acayip sıkıntılı dönemler yaşıyorum.. Yaklaşık bi 10 milyara ihtiyacım var, beni yemekteyiz de görürseniz sakın şaşırmayın.. Kendimden korkar oldum :)

14 Nisan 2009 Salı

GECEYİ SEVMEYEN ÇOCUK




Doğduğumdan beri hep huzursuz bir uyku halim var; uyuyamam, uyanamam.. Uykuya dalma sürecim öylesine uzundur ki; bütün Çin'i besleyecek akdar koyun saymışlığım var gecelerce.. Şaka değil cidden koyun sayıyorum bazen.. Fıstık yeşili çimenlerin üzerindeki tek sıra 3 katlı beyaz çitten atlayan aptal pofuduk koyunlar.. Hepsi çitten atlayıp geçip gidiyor zihnimde, çit yanlızca bir tane oysa.. Kenarında geçsenize ne kadar safsınız..

Çeşitli tütsüler, taşlar, bitki çayları, sakinleştiriciler denedikten sonra huzuru koyunda bulmak.. hmmm.. işte bu..

Evdekilerin söylediğine göre gözlerim yarı açık uyuyorum.. Uykumda konuşuyorum, yürüyorum, aklımda kalan yapmam gereken işler varsa uykumun içinde kalkıp yapıyorum.. Sabah yattığım yerden kalkmış bulursam kendimi şaşırıyorum.. Uyurken telefonda konuşup sabah hatırlamıyorum, veya konuşmayıp konuştum sanıyorum.. Beynimden binlerce düşünce geçiyor uykuya dalana kadar.. Ki bu süreç en az 1 saat en çok 4 gün..

Evet her 27 Ocak öncesi kendimle anlaşıp uyumama rekorumu kırmaya çalışıyorum.. Bu sene 4 tam güne çıkardım.. Daha önceki günlerdeki sağlıksız uykularım da göz önüne alınırsa gereçekten rekor sayılabilir.. Doğum günlerimi işte böyle ömrümü biraz daha kısaltmanın çelişkisiyle kutluyorum..



Uyku maskesi ve bir gecelik aldım kendime bu doğum günümde.. Yıllarca müzik dinleyerek uyuduğum ve sabah boğazıma/saçıma dolanmış kulaklıkla savaştığım günlerin yerini uyku maskesi aldı 1 geceliğine.. Bir tarafı ağzımda diğer tarafı çenemin altında, lastiği gözümün üstünde, boğuşarak uyumuşuz berebar..
Bir gün Homer gibi uyuyabileceğim günlerimi hayal ediyorum..


Sims
oynayanlar bilirler; ordaki karakterlerin enerjileri sıfırlandığında "hola" gibi bişiy söyleyip sizden yatırmanızı istemek için el salarlar ve deli gibi esneyip oldukları yere bayılırlar bir anda.. Kendimi çoğu zaman bir Sims karakteri gibi hissediyorum.. Bahçedeki çöpün (baş ucu masam) orda uyuyorum ve sabah postası( penguen yada uykusuz) bir kolumun altında kalmış..



9 yaşına kadar Firdevs hatunun ( anneannem ) uykum gelsin diye yapmadığı aksiyon, kaynatıp içirmediği ot kalmadı.. Gece olunca herkes yatınca başlardı yanlızlık zamanlarım.. Yatağın içinde tavanı, duyu düşük ampülü izledim yıllarca.. Camın önüne kedi gelsin de azcık bakayım ona diye camın dibinde bekledim yada..

6-7 yaşlarında, uyumak için sabah ezanını beklediğim, ezanı duyunca bi bardak süt içip yatağa girdiğim dönemlerdi..

Firdevs hatun sabah ezanına kadar beni puzzlela, hangi elimde para oyunuyla oyalar; ezana yakın sütümü ısıtır elime verir "hadi uyu artık" derdi.. Hava ışımaya başlarken dalar ve çocukluğum boyunca her gece istisnasız aynı rüyayı görürdüm.. Her sabah aynı rüyayı anlatırdım "sanki bu sefer daha garip gibiydi, ama aynıydı, daha gerçekçiydi" diyerek, kahvaltı masasında reçelli ekmeğimi yerken.. En sevdiği bardak; üzerinde I love SANA yazan bir yağ promosyonu olan, hep aynı rüyayı gören küçük somurtkan bir çocuktum..


Sarı tek katlı kulübe bozması bir ev, kahverengi küçük bir kapı, yığılı samanlar.. Kapıdan giren küçük, saçları 2 kuyruklu bir kız çocuğu (ben) , içerde bilekten gerisini göremediğim baş parmağından başlayarak 5 e kadar sayıp tek tek parmaklarını açan bir el.. Ve yankılanan uğultu gibi anlamsız bir kaç ses..


Ne öncesi ne sonrası vardı rüyamın.. sadece bu.. Şuan olsa kafayı yedirtip, piskopat olacak kadar çok sık tekrarlanan bu görüntülerle yıllarca yaşadım..Her anlatışımda biraz daha gerçekçiliğini kaybediyordu hikayem.. Ama 14 yıl sonra bile bu denli netse bu görüntüler beynimde, demekki yeterince tekrarlanmışlar, yeterince görmüşüm, içime işlemişler..


Bütün gece odamda yapıcak şeyler arayan, gündüzleri gece için planlar yapan küçük beynim, kitap okumayı yeni öğreniyordu..

Büyük marketlere, arabayla haftalık/aylık alışverişler yapılmaya gidildiği dönemlerdi..
Küçükbakkalköy sınırındaki markette uçan çubuklu balonum elimde (101 dalmaçyalı :) , boyumun yetişmediği bir kitap reyonunun önünde duruyorum.. Siyah kalın kapaklı, üzeri yıldızlı bir kitap var reyonda.. Bir el kitabı bana uzatıyor ve "tam senlik hadi alalım" diyor, seviniyorum..

"Geceyi Sevmeyen Çocuk" okumayı sökeli 2-3 gün olmuş ama gecesini okuyup gerisini soruyorum..Ve hemen karşı çıkıyorum ; " benim sevmediğim gece değil rüyalar".. 5 yıl her gece o kitaptan hikayeler okundu bana, her sayfasını ezbere bildiğim hikayeler.. Adı çocuk olan çocuklar, zürafa olan zürafalar..


[ Bir varmış, bir yokmuş. Bir çocuk varmış. Adı çocukmuş. Bu çocuk geceyi hiç sevmezmiş. " Uyumak hiç güzel değil" dermiş annesine. "Ben uyumayacağım.Gece olmasın, gece olmasın" diye ağlarmış.. ]



Hayatımda hiç bir kitabı bu denli sevip bu kadar çok okumadım.. Kitap hala kütüphanemde, içersinde hala okuyup sıkılmayacağım hikayeler var.. Hikayelerin resimlerini doğum yılları 1979 -84 arası değişen, o zamanın ortaokul çocukları çizmiş..



İnternette adını yazıp arattığımda hala satışta olduğunu görmek beni mutlu etti.. Kaçıncı basımdır, içerik birebir aynı mıdır bilmem ama bu kitabı kardeşinize, çocuğunuza, hiç tanımadığınız bir çocuğa bile olsa alın hediye edin.. Hikayelerin hepsinin zihninde canlanıp, rüylarının güzelleşmesini sağlayın..



O zamanlar inkar ettiğim
"hayırrr o çocuk bana benzemiyo hiçte hıh"
diye tepkiler verdiğim, sayfalara baktıkça kendimi gördüm bugün.. Dağınık çocuk da benim, geceyi sevmeyen de benim, inatçı olan da, uyumak istemeyen zürafa da..

Ben
; bümbüyük,
meraklı
bir uzay çocuğuyum hala..



edi büdü : Yine uykusuz bir gece ve 1 saat sonra okula gidip saatlerce ders çalışıp sınava girmek zorunda olan, 9 fincan kahve içsem beynim açılır mı diye düşünen bünyeden dünyaya : iyi sabahlar !!.. (05:45)

07 Nisan 2009 Salı

MAVİYEŞİLSARIKIRMIZIMORPEMBETURUNCUSİYAHBEYAZ



Ne renkli arkadaşlarım varmış benim düşündüm de şöyle bi..


Dostlarımdan biri yeşil saçlıydı bir ara.. Bir diğeri kırmızı-gece mavisi.. Saçlarımızda yünden örgülü rengarenk ipler filan vardı hemde..
Yeşiller kesildi, kırmızılar siyaha boyandı.. İpler söküldü bir bir..

Ama bir tanesinin saçları hala magenta.. Kahkülleri uzun, şirin..

Bir başka dostum kulağına mavi ataç takarken, diğeri kahverengi ip örmüştü küpe yerine..
Ataç kırıldı, ipi de biri koparmıştı hatırlıyamıyorum şuan..


Başka bir dostumun da pembe yıldız küpeleri ve yeşil kadife pantolonuyla, yeşil çantası vardı hep gözümün kaldığı..
Çanta yırtıldı, küpesini düşürmüş, pantalonsa hala sağlam..

Bi diğerinin de kütüphanede unuttuğu
rengarenk tükenmez kalemleri..
Kalem kutusunu farkettim, götürdüm verdim bu
gün geri..

Ve gözlerine mükemmel siyah
kalem çeken başka bir tanesi ..
Muhtemelen makyajı silinmiş, uyumuştur bu saatlerde..


Saçları dalgalı, özenli, turuncu bir adaş..

Örülmüştür şimdi o saçlar uykuya giderken bilirim..


Veee ben mi ?..

ben evet..

saçlarım turuncu, dağınık, kahküllerim kısacık,

makyajım siyah ve akmış,

küpelerim çizmeli ama teki kayıp,

çantamın ön gözü yırtık,

yeşil
pantalonum terzide paçaları yapılacak,

tükenmez kalemlerimden biri çantamın yırtık g
özünde, diğerleri yıldızlı kalem kutumda,
ve gökkuşağı renginde, yün bir ip omzumdan sarkan, ucunda mavi-kırmızı c
am boncuklarıyla..



edi büdü : yukarıdaki arkadaşlardan yeşil, mavi-kırmızı saçlı olanlar ile mavi ve kahverengi çeşitli cisimleri küpe yapmış olanlar dişi değildir. aksine çok taş yakışıklı çocuklardır. irtibat için lütfen meyil atın bana :) muhahaa öperim :)

06 Nisan 2009 Pazartesi

------------- CV --------------

Facebooktan eşref saatimde gelen bir mesaj üzerine iş başvurusu yaptım efendim bir mizah dergisine :)
Şuan akıbetinden emin değilim sitesi filan yayına girmiş basım aşamasındaymış dergi..
Sınıf arkadaşım ( bölüm arkadaşım daha doğrusu üniversiteliyiz lan biz ne o sınıf şube filan ) aysberg yazar kadrosuna girmiş idi dedim ben de bir cv yollayayım belki iş arkadaşı oluruz. Hatta öğlen yemeklerini The Marmara'da filan yeriz, Squash'a da başlarız beraber, Taksime gidince arka sokaklardan değil de caddeden böle tam ortadan gerine gerine yürürüz felan diye.. Nitekim Serkan baya dik yürümeye başlamış bu aralar geçen gün ders çıkışı gördümde .. ehemmm ...
neyse.. buyrun aynen bu CV yi yolladım maille..

----------------------------------------------------------
Ampirik Yansıma ( burda gerçek adım yazıyo gerçi :P )
yaş: 21
cinsiyet: dişi
göz: mavi ( bi umut hani )

3, sınıf İÜ. kimya öğrencisi

1 yıl tanıtım ajanslarında çalışmışlığı var.

göz dolduran bir cv si maalesef yok ki mizah dergisine başvururken okuduğu kimya bölümünün ve katıldığı sempozyumlarla, idare edecek düzeydeki ingilizcesinin ve zerre anımsamadığı almancasının bir işe yaramayacığını düşünüyor.

çizerlik vasfı yok( en azından henüz) ama bol bol yazıyor. azimli bir genç ama bir yerlere bir şeyler yetiştirmesi gerekmediğinden içinden gelirse ve kafasına eserse yazıyor.

yazarlık ilgisini çeken konular arasında şuan için 1 numarada. lise ve ortaokul yıllarında edebiyat öğretmenlerinden hoşlaşmışlığı, çeşitli yarışmalara katılarak kompozisyon dalında cüzi ödüller almışlığı var.

yazdıklarını paylaşmaya karar vereli 2 yıl olmuş ve bir blog açmış durumda.
http://ampirikyansima.blogspot.com/
ama her yazdığını mahalle baskısı olmasın diye yayımlamıyor ilgili kişilere bizzat gönderiyor :)

mizah dergilerinden ikisini belirli bir düzen içinde takip ediyor. uykusuz ve penguen okuyor.
arada gidip çizerleri rahatsız ediyor muhabbete girmeye filan çalışıyor.

2. ilgi alanı fotoğraf. makinası bozulana kadar sokaklarda dolanıp fotoğraf çekiyorken; şimdilerde yenilemek için para biriktiriyor.

diğer ilgi alanları sinema ve müzik. iyi bir dinleyici ve izleyici olduğuna inanıyor. kendisini etlikeyen albümleri şarkılar bozulup cızırdamaya başlayana dek dinliyor.. taptığı filmleri periyodik bir düzenle tekrar tekrar izliyor.
müzik yapmaya da çalıştı ama olmadı .. kısmet değilmiş..

2 kelimeyi bir araya getirip evirip çevirip sırf bu 2 kelimeyle saatlerce konuşma ve yazma becerisine sahip. insan içinde heyecanlanmaz arsızın tekidir. geyik olsun aman muhabbet olsun da eğlenelim ama eğlenirken bile taşı gediğine koyayım da herkes beni anlasın insanıdır.

olurda proje ödevi verilirse veya bir araştırma gerekirse diye sırf gruplarında olsun , iş özenli yapılsın , ortam ve bilgi sağlasın diye ona şirinlik yapan insanlar tanımış.. çevresinin genişliğinden haz etmemiş sonra hepsini silmiş.. sadece kendi için güzel işler yapar olmuş bir zat. ( yazar burda demek istiyor ki "verilen görevi yerine getiririm iyiyimdir bu işte " :)

---

Benim içinde farklı bir cv deneyimi oldu. en son Kariyer.net te 36 sayfa bir insanın ömrü boyu çalışsa gene dolduramayacağı bir cv doldurmuştum, berbattı. (ki doldurmak kelimesi tamamen fiil olsun diye, laf olsun diye kullanılmıştır, %90 ı boş o cv nin)


bu daha eğlenceli oldu.. en azından okurken sıkılmazsınız diye umuyorum. ben de kendi hayatıma bi dışardan bakmış oldum iyi oldu.

eğlenceliyim ama ciddiyetsiz değilim .. işlerinizde başarılar..

( birkaç yazı örneği ektedir)

dipnotçuk: bana da bir oldu olmadı deyin gözünüzü seveyim. ha hacı?.. beni de eleştirin.. çavvvvv

---------------------------------------------------------

E şimdi diyorsunuz ki sonuç ne oldu demi.. hani yazı filan yollamışsın böle cv yazmışsın aferin de Squasha başladın mı?,The Marmara' nın akşam servisi nasıl ?? bunları merak ediyorsunuz normal olarak..

cevap veriyorum.. Serkan maaşı ödenince beni The Marmara'nın biraz aşağısındaki büfeye ayvalık tostu yedirmeye götürücek.. işalah yani..

Biz sizi ararız dediler lan..
Bir mizah dergisi bunu dermi lan..
Aramayın lan beni..
Ahada hattımı değiştiriyorum.. Hıh..

o0o0o0o0o0o KÖPÜK o0o0o0o0o0o

Şampuanın bittiğini kafayı suya soktuktan sonra farkedip Hacı Şakir Beyaz kalıp sabunla yıkanan bir genç kızın dramıdır anlatılan..
Köpük möpük hikaye yani..
Daha önceden de şampuansız bir çok deneyimim oldu..
Gerek mandalinalı duş jeliyle, gerek çileklisiyle hatta palmolive yeşil çaylı sıvı el sabunuyla dahi yıkandım ve sonuçtan ve kokudan gayet memnun kaldım.
Ama dostlarım hacı şakir bu gece hayatıma girene kadar ızdırap neymiş bilmemiş benim saçlarım..
Köpürük desen yok, kalıp sabunu elime mi süreyim kafamamı süreyim bilemedim her yöntemi denedim yok oğlu yok..
Kalıbın saçla iğrenç bir kavgası var ki evlerden ırak.. Sabun kafada kaymıyor, adeta saçları dolayıp kendiyle gelmeye zorluyor, çekiştirip liseli kız kavgasından çıkmış bir moda sokuyor.. Üstelik şakır şakır akan su bile kenara çekilmiş izliyor yani öle böle değil durum..
Siz siz olun pis kalın hacı şakirden uzak durun !!
Gerekirse mintaxla yıkanın, hatta biz derste sabun yaptık (turuncu) ondan yollayayım ben size onla yıkanın :)

Saçı tutuyorum kedi kuyruğu gibi olmuş zaten sabunu yedikçe, suyunu sıkayım artık yeter diyorum hiç bir şey akıp gitmiyor üzerinden, su bile tutunamamış..

Tarak desen dişleri büküldü. Titanic'in enkazını çekebilecek kıvama gelmiş halat gibi olmuş saçlar..
Canıma tak etti dedim kurutayım yeter dolaşık kalsın.. Fön son ayarda 15 dakika sonraki halim duştan yeni çıkmış gibi.. Meğersem su tutunamıyor değil saçın karmaşasından aşağı akamıyormuş.. Musluktan kaç metreküp aktıysa kafama hapsolmuş...

Neyse kısacası Allah hacı şakirin cezasını versin..

Ayrıca Sultan filminde Türkan Şoray'ın leğende yıkadığı çocuk seni çok iyi anlıyor ve hak veriyorum.. Sorun suda değilmiş, bizzat hacı şakirin kendisiymiş evlat..

Neyse..
Bu da böyle bir anımdır..

04 Nisan 2009 Cumartesi

SALT BENLİĞİME İNDİM

Herkesten ve herşeyten, bütün hayatımdan nefret ediyorum.. Sahip olduğum hiç bir şeyi sevmiyor ve sahip olamadıklarıma da lanet ediyorum.. Bütün fotoğraf karelerine gülümserken aslında kendimden iğreniyorum.. Bir hiçim ve ötesi yok biliyorum..

30 Mart 2009 Pazartesi

DENEME ( EFE) - 2

Bir süre önce ( 9 Ocak cuma) metrobüste okula final sınavına giderken yazmaya başladığım hikayenin devamını yazdım bugün derste.. ara ara böyle sürdürmeyi planlıyorum.. Tabi ben yazmaktan siz okumaktan sıkılmazsanız..
Tarihli bir düzen oturtamadım ama gün sıralamalarını aralara ekliyorum..
Hikayenin 1. bölümü 'nü okumadan buna başlamınızı tavsiye etmem zira devamı niteliğinde..

(kurgu ve karakterin düşünceleri farklı renklerle ifade edilmiştir ki ortam karışmasın.)


Tekrar son hatırlatmamızı da yapalım ve unutmayalım ki ;

"Bu hikayedeki tek gerçek şey OTOBÜS'tür. Zaman, mekan, kişiler, teyzeler, şöförler hayalidir."


Aynı Gün Okuldan Sonra..

Vitrindeki berbat yansımamı izleyerek iniyorum İstiklal'den aşağı.. Bu saatlerde şehir yavaş yavaş canlanmaya, renklerini ortaya çıkarmaya başlar. Ve ben her akşam okuldan çıkıp, caddenin ışıkları üzerimde bir bir yanarken Tünel'e doğru yürürüm..İnsan içine çıkmaktan çekinmediğim tek yer bu cadde sanırım.. Herkes o kadar farklı ve o kadar kendi halinde ki, silik bir gölge olarak kimsenin umrunda değilim..
Gözlerim camekanlarda bu sabah gördüğüm bahar dalının renklerini arıyor..O bluz, o atkı, acaba nereden alınmış, daha önce hangi mankenleri süslemiş o ipeksi dokunuşlar..Puantiye çantalı bir kızı görüp aniden irkiliyorum. Tanrım yoksa o mu? Oh hayır.. ağır bir gül kokusuymuş puantiyeliden yayılan..

Pasajların kapısında dikilen tipleri kesiyorum, her geçenin onlara bakması hayatlarının en zevkli anları adeta..
Hmm.. Candy Halep pasajındaki sinemada tekrar gösterime giren güzel bir filmin afişi.. Yani sanırım güzel ?? Afişteki "Yürek burkan bir aşk hikayesi" yazısı, Heath Ledger'in duruşu, fona karalanmış yazılar mı acaba hiç izlemediğim bir filmi bana bu denli çekici kılan..
Eminim bu film onunda ilgisini çekmiştir, hatta belki sevgilisiyle gelip defalarca izlemişlerdir.. Evet evet kesin sevgilisiyle..
Sadece kokusuyla bile bir erkeği (hatta bazı kızların bile) çıldırtabilen, onu görmeden beyninde şimşekler çaktırabilen biri O.. Ve yanlız başına film izleyecek olmasını düşünmem bencillik olur..

Ertesi gün / Sabah..

Saatin 8'i göstermesinden gerçekten nefret ediyorum.. Yeni bir günü daha tekrarlamaya gücüm var mı bilmezken yatağın içinde tekrar uykuya dalmak için çırpınıyorum. "Of ne olur sanki öğlene dek uyusam" derken aniden bütün vücudum aleve düşmüş gibi yanmaya sonra aynı şiddette donmaya başladı.. Eğer buçuk otobüsünü kaçırırsam onu göremem düşüncesi beynimde çaktığında saat 8'i 13 geçmişti bile..
Güya bugün süper bir başlangıç yapıcaktım sefil hayatıma, O'nun dikkatini çekecektim..
Üzerimde kareli pijamamla oldukça sıradışıydım aslında. Beni böyle görse o çok merak ettiğim gülümsemesinin yerini şen kahkahalar alırdı herhalde..
Saçlarım yan yatmış yer yer kabarmış, yanağımda yastık kılıfının fermuarının iziyle tam bir sabah eğlencesiydim..
Ya bugünü pas geçip başka yollardan okula yetişecek, ya da 15 dakika içinde bu vasat adamdan özgüveni yüksek, kusursuz görünen cool bir genç yaratacaktım.

Doğum günümde hediye edildiğinden beri giymediğim koyu yeşil t-shirt, dar paça kanvas siyah pantalonum, Doğu'nun bende unuttuğu üzeri bordo yazılı yeşil polar, abimin bordo spor ayakkabıları..
Muhtemelen Doğu beni bu kılıkta görse "polarımı giymiş" demeyi bırak, beni tanımayacak, abim ise ayakkabılarını giymiş olmama hiç ihtimal vermeyerek, soyulduk diye polisi arayacakken kayıp tek eşyanın ayakkabılar olduğunu farkedip dün gece nerede sabahladığını hatırlamaya çalışacaktı..

Bu düşünceler beynimde zincirleme kazalara yol açarken koşar adım sokağı yarılamış, köşedeki marketin camında saçlarımla kavga ediyordum..
Arkamdan ise yeşil gürültücü bir motor sesi geçiyordu.. Otobüsüm, otobüsümüZ, ortak tek bağımız da beni bırakıp yola koyulmuştu..
1 durak koşup otobüse yetiştiğimde bu halde binip binmemeye karar verme lüksüm olmadan, akbilimin sesi yankılandı.. Zortt Zorttttt...

Üstü başı koşmaktan dağılmış, saçları karışık, yüzünde mahvolmuşluğun ifadesiyle tam bir loser duruyordu otobüsün ön camında..
Ayağındaki bordo ayakkabılar utançtan kızarmış, yeşil t-shirtü adeta şeffaflaşmış, polarının yazıları pantalonunun paçalarına kadar akmıştı.. Saçlarının uzunluğu giderek artıp aldığı nefesi vermesini bile engelliyordu. Sadece kalbinin homurtusu hakimdi vücuduna ve nefesini bırakırken bir çift yeşil gözün içine bakıyordu.

Evet O'nu gördüğünde kendini tam da böyle hissediyordu. Bedeni ve üzerinde emanet duran eşyaları daha da berbat bir hal alıp, akbil kutusu adeta onu yutarken; yeşil gözler büyüdükçe büyüyor ve dikkatle Efe'yi izliyordu.
Genizini yakan bahar dalı kokusu değil; aksine korku ve telaş dolu berbat keskinlikte bir tattı..Neyse ki şöförün sesiyle kendine geldi, her sabah başkalarının gerçekleştirip onun izlediği ritüeli gerçekleştirmek üzere elini cebine attı bozuk para aradı..Parayı verdi, akbili alıp makineye bastı, para üstünü aldı, akbili iade etti ve teşekkürler dedi kısık sesiyle..

Koridora döndüğünde büyük yeşil gözler gülümsedi, cam kenarına geçmesi için müsade etti, hafifçe kaykılarak turkuaz pantalon, rengarenk bağcıklı ayakkabılar eşliğinde..
Ve Efe ömründen 10 yaş daha gitmiş, büyümüş gibi değil; küçülmüş, ezilmiş hissediyordu puantiyeli çantanın altında..

Nihayet bahar dalı kokusunu hissetmiş, omzuna değen kıvırcık saçlardan irkilmemeye çalışarak dümdüz karşıya bakıyordu bahar dalının yanında oturuken..

Hayatındaki tek heyacanı da mahvetmiş,evet tam karşıya gözlerini dikmiş, ağır bir rezillik ve utançla yaşayacağı geleceğine bakıyordu otobüsün kirli camından..

Yeşil gözler ise küçücük elleri ile mp3'ünü çalıştırmış, siyah ojeli tırnaklarla koltuğun demirinde ritm tutuyordu yanındaki karmaşadan habersiz..

Something in the way, yeah, mmm
Underneath the bridge...

19 Mart 2009 Perşembe

Başarı Başarı'dan mı alınıyordu lan ?

Hayatta başarıya ulaşmanın farklı yolları vardır..
Hatta herhangi bir A şehrinden , yine naled olasıca herhangi bir B şehrine gitmenin bile onlarca yolu vardır..

- Bazı insanlar, ilkokulda öğretilen herşeyi hap gibi yutarlar. Ödevini zamanında yapar, çantasını geceden hazırlar böyle tipler.

- Bazıları da çantayı hep sabaha bırakıp geç kalmaktan bıkmıştır ve cin olmadan adam çarpmaya kalkar.. Çantayı daha okuldan geldiği gibi ters yüz edip boşaltıp ertesi günün kitabını/defterini içine teperler..Akşam da işi düşer çantadan bişey çıkarır sabah ise o eksik çantayla yola çıkarlar..

-Kimi çocuk doğuştan dakiktir. Saatin işleyişini kavramasıyla, 10 dakika ileri çekip ayarlaması bir olur. Hayata hep zamanın da yetişir..

-Kimi çocuk da doğuştan çakaldır.Yatarken saati 10 dak. erkene kurar ki erkenden uyansın..Sabah ise daha 10 dakikası olduğunu bildiğinden saatin tepesine bi tane çakar ve öğlene kadar huzurla uyumaya devam eder..

-Bazı çocuk günlük ders tekrarını yapar, sınav öncesi de genel bir gözden geçirme ile hazırlanır.

-Bazı bazı çocuklar da sınavlık ders çalışır yılda 2 kere..Bütün gece deli gibi çalışıp sabahlar, sınava 1 saat kala da koltukta sızar ve sınavı kaçırır..

-Kimi çocuğun prensipleri erken yaşta yerleşir. Ayakkabısının bağcığı çözülürse yoluna ara verir bağlar, bilmiyorsa gider öğrenir çözer bi daha bağlar pekiştirir..

-Kimisi de bağcığın icadından habersiz oynar koşar açık iplerle.. Kafa üstü düşünce gider bağlatır, çözülünce üşenir, ayakkabının içine teper pimpis bağcığı.. Zavallı anne de dükkan dükkan gezip cırt cırtlı ayakkabı arar veledine..

-Bazı çocuk sınavda 2 şık arasında kalıp doğruya %50 yaklaşırken;

-Bazı çocuk da bütün şıklardan işkillenip e) Hepsi der gururla..

-Kimisi hemen laf dinler oturur ödevini yapar, dersine çalışır..

-Kimisi de "oturarak başarıya ulaşan tek canlı tavuktur" felsefesini benimsemiştir yatarak çalışır.. Ertesi gün de okula yüzünde telli defter iziyle gider..

-Berisi yaşamak için yer..

-Öbürüsü yemek için yaşar..

-Bazısı alışverişte üzerine yapışan daracık bluz yerine daha hoş durduğundan emin olduğu rahat olanı alır.

-Bazısı da 1 beden küçüğü seçer ki nasılsa zayıflayacaktır. Ama gel gör ki içine giricem diye 3 günde 5 kilo alır stresten..

-Her eve lazım bu prototip velet büyüyüp başarı yolunda parende atarak ilerken; A şehrine iş kurmuş, B 'ye şube açmış, C 'ye bayii toplantısına giderken yolda sekreterini arayıp D şehrine uçak biletini ayırtmıştır bile..

-Diğer ekmek elden, su gölden tipimiz ise hala A şehrinin 2 kilometre uzağında mola vermiş, piknik yapmaktadır. Bir yandan B 'nin kartpostallarına bakarken üzerinden D şehrine giden bir uçak geçer..


Bu yazı bütün prototiplere ithaf edilmiştir..
Bu yazıyı da kendime ithaf ettim..

18 Mart 2009 Çarşamba

Yeni birine alışmak filan değil en pisi en zoru yeni klavyeye alışmakmış..
Ayrı bir azapmış meğersem de ben bilmiyormuşum.
enter tuşunun yerinde yeller esmesi, her enter çakasın geldiğinde virgül koymak hayata filan bunlar beni oldukça kasan şeyler.
Sol elin sürekli esc'i araması ama hazin bir boşlukla karşılaşması.. of ki of..
Screen shot alamamak nedir bilir misin sen ? bilmezsin tabi..
alışmış kudurmuştan beterdir genellemesini çift yönlü oklarla yaşattı bu bilgisayar bana aylardır. alıştığım şeyi arayıp kuduruyorum olan hertürlü bana oluyor.

Bilmem merak eden olur mu internet, pc, mp3ler filan yokken naptı bu hatun 3 hafta diye.. hemen anlatayım da ben üstümde kalmasın :)

Hatta saat sıralamasını da normal insan hayatına uygun yazayım :P

cnbc-e de sabah 7 de "Wild Thornberrys" adlı çizgifilm başlıyor..konusu siteden direk kopi pest= (Bir karavanın içinde yaşayan ve sürekli doğal yaşamın içinde olan dört kişilik bir ailenin yaşadıkları konu ediliyor. Anne ve baba sürekli araştırma yapmaktadır. Ailenin ergenlik çağındaki büyük kızı hayatından hiç memnun değildir. Küçük kızın arkadaşları ise ormandaki hayvanlardır..). Hah işte ben orda ki büyük kızım =) sabahlayıp bu çizgi filmi izleyip ya okula yetişmeye çalıştım ya da sızdım koltukta geceleri..

Okuldaysam mütemadiyen sıkıldım, ah ders bitse de çıksak modlarında takıldım.. Ders bitince kantine koşup kahve üstüne sıcak çikolata üstüne gene kahve filan içtim.. Sonra ortamdaki insanları hadi bi yere gidelim şeklinde çekiştirdim, kimse gelmedi bende "tamam o zaman ben eve dönüyorum gelen var mı?" şeklinde sorular yönelttim, gene kimse gelmedi.. Hergün böyle kuru başıma mı kaldım tabii ki hayır.. kıvrak zekamı çalıştırıp Nur'u yakaladım bazı günler beraberce eve döndük, gezdik eğlendik aralarda falan :) Olaylara karıştık, anarşik eylemler yaptık, toplumun huzurunu bozduk, gün oldu aç kaldık, Nur beni pizzacıya dalıp tezgahtaki pizzaları çalacakken tuttu "simit alırız gel yapma" dedi :), saatlerce yürüdük, sonra yine eve döndük..
Genellikle eve döndüğüm sıralarda (bir yerlere gitmemiş, evin yolunu bulmuş isem ) Yemehteyik başlamış oluyordu, bir yandan masa düzeniydi, süprizdi derken bir yandan ben hazır tavuklarımı ve patateslerimi kızartıp, misafir bardaklarımda kolamı içiyordum.. peçetelerimi üçgen filan katlıyordum.. evet okur ben yemekteyiz izliyorum.. müdavimi olmasam da o saatte yapıcak başka da işim olmadığından yemekteyiz izleyerek yemek yiyorum.. kendi tabağımda kıl tüy arıyorum filan..( bir genç mazoşistin itirafları vol.1 )

Bazı günler de okula gitmedim veya erken geldim ve Derya Baykal'ı kafasında 3 demet maydanozdan yapılmış bir perukla gördüm..
E2 deki yemek programlarını izleyip, ülkemiz sınırları içinde malzemeleri bulunamayan ( ya da çok pahalı olan ) organik yemeklerin tariflerini ezberledim..

Dergilerin son sayfalarındaki basım yayım bilgilerini bile okudum sıkıntıdan..

Mp3 playerımda sadece A harfi ile başlayan şarkılar yüklü idi..Yarın diğerlerini atarım demiştim pc bozulmadan 1 gün önce..Yolda mp3 dinlerken farkettim ki shuffle modundaki şarkıların sırasını bile ezberlemişim yokluktan..

Arada bi kere nete girip Facebook ve bloguma yokum lan ben yazdım, bir de maillerime baktım çıktım..

Akşamları Euro D de alamanca haberleri izler oldum.. Andreas Klinner ne de güzel sunuyor sarı saçları ve gözlükleri ile..

Sonra önceliği cnbc-e, e2 ve tnt deki yabancı olanlara vermek üzere bütün tırt mırt Türk dizileri takip eder, karakterlerle konuşur çaya filan çağırır oldum..

Uyku düzenim çok fazla değişmedi, sadece sıkıntı kat sayım arttı onu da kitap okuyarak filan aştım..

Ha birde Disko Kralına gittim cumartesileri.. Okan'a bıdı bıdı cevap verdim.. Asuman Krause çalarken oynadım filan..

Popüler kültürün köpeği olmuşum 3 haftada yeni farkettim..

Çok sevimli bir 3 hafta değildi ama birçok şeyi öğrenmem için yeterli bir süreçti.. Bu sebepten;
Teşekkürler İnternet dostluklarım bağlantım olmadığında siz de bir hiçsiniz :)

27 Şubat 2009 Cuma

Yokum :(

Bilgisayarımdaki sorun yüzünden bir süredir buralarda değilim.. ve birkaç gün daha olamiycam.. Birkaç yazı yazmıştım ve son düzenlemelerini yapıp bloga ekliycektim ki pc nin bozulmasıyla hepsi gitti elimden :( tekrar dönmeyi iple çekiyorum .. mucu mucu da öpüyorum herkesi..

çok kötü ya böyle filmlerimde pc deydi izleyemiyorum.. bütün türk dizilerinin son bölümlerini anlatabilcek , gece tekrar saatlerini filan verebilecek kapasiteye ulaştım.. off :(

az kaldı gelicem :)

19 Şubat 2009 Perşembe

ŞİRİNEYİ GÖREN OLDU MU ??

80 ve 90'larda çocukluklarını yaşayan kişiler için çok fazla seçenek yoktu. İnternete bağlanmak, online günlükler tutmak, Facebooklara Netloglara girip yeni insanlar tanımak, sözlüklerde ayar vermek, haber sitelerinden gündem takibi yapmak gibi imkanları hiç olmadı. 88'de doğanlar bütün kış üşüdüler hatta benim gibi hatırlamasalar da... Ülkenin en soğuk ve karlı geçen kışıydı.. Bugünkü çocukların da 20 yıl sonra hissedeceği imkansızlıklarla büyüdüler.

Eğer şanslılarsa öğretmenleri günlük gazete okuma ödevleri verdi bu sayede gündemi incelediler.Doların hiç düşmediği ve avrupa birliği tartışmasının dinmediği bir çocukluk geçirdiler. Enflasyon denen yeşil ejderhaya benzer bir canavar gördüler gazete küpürlerinde..

Annelerinden anahtarını saklayabilirlerse pembe kokulu sayfalı günlükler tuttular, "sevgili günlük bugün ben;" diye başlayan..


Ve birde anket defterleri vardı.. Sözlüklerde anket yapamayan bir çocuk için bulunmaz niğmet olan anket defterleri.. Rengarenk sayfalı fotoğraf yapıştırmalı, saçma sapan sorulu anket defterleri..


Sonra yıl sonuna doğru hatıra defterleri ortaya çıkardı.. Bütün sınıf kendi için ayrılmış kalbi kadar temiz sayfa için teşekkürle başlar söze, sepet sepet yumurtalarla bitirirdi..


En geniş çevre arkadaş doğum günlerinde edinilirdi.. Anne eli değmiş pasta börek ve akşam 6' da evde olmak suretiyle ..
Doğum günü kızının/oğlunun kardeşleriyle kuzenleriyle tanışılıp birdahaki doğum gününe kadar saklanacak minik dostluklar kurulurdu.

Gidip mahalle züccaciyesinden, kırtasiyesinde filan hediyeler seçilirdi..
O'na her yıl nice biblolar, nice kalemlikler, nice müzik kutuları alınır özenle paketlenirdi.. hediyelerin hepsi birbirinin aynı idi.. çünkü ilginç tasarımlı ürünleri tanıtan bir siteye erişim olanakları olmadığı gibi bu ürünü sepetime ekle ve adresime gönder butonlarıda yoktu.Bu yüzden nice aynı çerçevelerle, müzik kutularıyla paketlenmiş yeni yıllara girdiler..

Birçoğunun cep telefonları da yoktu başlarda.. Bu yüzden kısa mesaj atmak yerine birbirlerine renkli ve genellikle çizgifilmli not kağıtlarına notlar yazdılar.. defterlerinin arasına koydular gizlice..Bugün facebook duvarına yazmak, emailine bi slm atmak, çevrimdışıyken anlık ileti göndermek gibi bişeydi yani bu..
o zamanın çocuğuna "çevrimdışı" desen ya amerika da bir ülke adı sanardı yada annesinin hiç yapmadığı bir sebze yemeği..

Müziklerde çok acayipti. Bugünün metal, elektronik, rap dinleyen gençleri; o günlerde Serdar Ortaç ve Mustafa Sandal dinliyor, birbirinin göbeğinden zeytin yedikten sonra kalkıp aya benzer dansı yapıyordu. Pogo olsa olsa popo nun yanlış telaffuzu idi bir çocuk için..

Yakalamaç diye bir oyun vardı hatta.. kızlar erkekler 2 gruba ayrılır okulun bahçesinde atlı kovalıyormuş gibi koşmaya ve bir yandan da "ciyakkk aaayyyyhhh" gibi sesler çıkararak karşı cinsinden kaçmaya başlarlardı. genelde oğlanlar kızları yakalar paketleyip toplama köşesine götürürler, diğer yakalanmamış kızlarda o köşede sıkışan kızlara dokunup kurtarmaya çalışırdı..
Sonra bu grubun canı sıkılır ve bir kısmı "yerden yüksek" adlı kaldırıma veya yüksek bi yere çıkıp aşağıya inmemece oyununa dalar, diğer kısmı da üçgen adı verilen ip atlama aktivitesine katılırdı.

En büyük heyecanı 23 Nisan ve 19 Mayıs olan bir gençlik vardı bir zamanlar. bugün olsa törenden kaçıp taksimde/ kadıköyde 2 bira yuvarlayacak olan ergen; o günlerde bahar gelse de bayramlar başlasa en güzel şiiri çıkıp ben okusam, en güzel dans grubu gösterisi bizimki olsa derdindeydi..


Youtube da yoktu işin ilginci.. Anne-Babanın düğün kaseti veya küçük kardeşin sünnet düğünü videoları vardı eğlence için.. Filmler Cd, Dvd hak getire, video kasetlere çekilirdi, televizyonun eninden büyük oynatıcılarda "vicuvvv vicuvvv" sesleri eşliğinde sardırılarak izlenirdi. Patlamış mısır henüz patlamamıştı bile.. Anne evdeyse gider tencerede patlatır meyve suyuyla ikram ederdi..


Kola ve kahvenin çocuğa verilmediği yıllardı.. En azından bana yasaktı.. 1 Çay bardağı kola içme hakkı olan bir çocuktum ben. O da hergün değil. Kahve de içemezdim bıyıklarım çıkar diye.. Kız çocuğu kahve içmezmiş.. Muzlu süt içerdim =)
( 1993 yılında kola içen küçük bir kızım ben. Çay bardağım elimde beyaz donum da var, saçımda topuzum da. Pandam da yanımda ;)
>>>>>>>>>>>>>

Belki de daha kolay bir çocukluktu.. Sevdiği dizinin son sezonunu internetten indircem diye kota derdine düşmeden paşa paşa evinde televizyonunda izlerdi.. Kara Melek'in jenerik müziğinde bet sesini keşfeder, Pazar akşamı Parlement sinema gecesinde film izliycem diye anneyle kavga ederdi.

Aslında bakmayın şanslı bir çocukluktu. O dönemin çocuklarının annesi pembe dizi izler maksimum Fernando Hose Altemiano Del Castio ya söylenir, Rosalinda için hayıflanırdı. Sabah programlarında cinayet çözmeye çalışmaz, gelin görümce bir olup koşup koca bulmaya televizyonlara çıkmaz, dantel örneğini 2 saatlik program yayınından değil gider komşusundan alırdı. Bir genç olarak bunlara maruz kalmadan büyüdüğüm için şanslıyım.En azından en temiz evremi onlarsız tamamladım.

Ha birde megamarketler yoktu. Vardı ama her mahallede her caddede yoktu. Belirli bir yerde olan bu markete ancak haftasonları arabayla gidilip büyük alışveriş yapılırdı. Üstelik alışveriş arabasının içine binip kucağınızda marketten çıkana kadar yiyemeyeceğiniz cipslerle çikolatalarla heyecanla oturma şansınız vardı.


Mahalle bakkalına gidip ailenin hesabına yazdırıp ne kadar şeker, sakız ve gereksiz şey varsa
toplayıp merdivenlere oturup yeme şansınız da. Sulugözü unutmak, Yumiyumu unutmak, Tipitipi unutmak, Meybuzu unutmak, Bonibonu unutmak gibi bir ihtimaliniz yoktu..



Akşam okuldan gelince haberlere kadar Yemekteyiz yerine çizgi film izleyebilirdiniz..
Ayı Yogi'nin gemisine binip gezer, He-Man ile kılıcınızı çekip savaşır,Varyemez Amca'nın altınlarına dalıp yüzer, Jetgiller ile yıllar sonrasına gidip, peşinden Taş Devri ile yüzyıllarca geriye ışınlanırdınız.Ten Ten ve Dedektif Gadget'la polisiye olaylar çözerken,birden Azman sizi kovalamaya başlar "Şirin babaaaa" diye bağırırken Minik Kuş alıp sizi susam sokağına götürürdü.Eğer şansınız yaver giderse hafta sonları Tolga abiye ulaşır, 4'le sola 6'yla sağa 5'le tam ortaya
Hugo'yu zıplatırdınız..



Casper bir bilgisayar markası değil, büyük gözlü sevimli hayalet olarak kalırdı hatıralarınızda.. Ispanakta da demir olmadığı gerçeğiyle yüzleşmez, en güzel kız olarak da Safinaz'ı bilirdiniz..




Kısacası iyi, sıcak, masum bir çocukluk geçirirdiniz..Hem belki Şirinleri bile görürdünüz..


Ama Şirinleri görme umudu hiç olmayan nice çocuklar yetiştirdik son 10 yılda.. Google da şirinler diye arattığınızda şirinenin çıplak fotoğraflarına, sigarası ağzında silahı belinde şirin babaya ulaşabiliyorsunuz artık..Hepberaber iyi bir çocuk olduk ve şirinleri gördük sanırım..

+



son olarak küçük bir susam sokağı anımsaması sizlere :)

Edi ile Büdü'ye pasta servisi yapılır.iki dilimden biri büyük diğeri oldukça küçüktür
. Edi büyük dilimi kendi tabağına alır, küçüğünü Büdü'ye verir. Büdü o muhteşem bakışıyla tabağa bir süre bakar ve:
b:
edi, bana küçük dilimi verdin.

e:
eve
t büdü.
b:
ama edi bana küçük dilimi verip kendine büyüğünü aldın. oysa benim iki dilim pastam olsaydı büyüğü sana verir küçük olanı kendim yerdim.

e: e zaten öyle ya büdü. küçüğü sen yiyorsun işte..


Kurabiye Canavarı Bir kütüphanededir;
K.C. :
bir kitap ve yanında bir kutu da kurabiye lütfen

görevli : burada kurabiye bulunmaz ama kitap isterseniz verebilirim.
K.C. : öyleyse bir kutu kurabiye ve bir bardak süt lütfen
görevli : burası kütüphane burada yalnızca kitap bulunur.
K.C. :
öyleyse bana kurabiyeler hakkında bir kitap ve bir bardak da s
üt lütfen.

15 Şubat 2009 Pazar

HoneyHoneyHoneyHoneyHoney

my little toy gun

video

sürekli dinler olduğum bir şarkıdır kendileri. solistte pek bir şirindir. ve ne yazık ki youtube da offical videoları Türkiye den görüntülenememektedir.
bu sebepten burdan buyrun;

i know you sat alone so many nights waiting for me.
cold, your face like a stone, i hang up the phone when we disagree.
standing there by my side when the fighting is done,
glaring at me in the light is my little toy gun.
shining in black like shoes on a rack with a trigger that's dressed up in gold.
it's always warm inside my home but its handle is always so cold.
whispering into my ear, all the lies you spun.
my single greatest fear is my little toy gun.

wait for the day when i can save face and come to a happy home.
i know it's turning me to the count of girl who'd rather be alone.
just wait til i get my way i promise you it won't be fun.
if you feel like you should pray, pray for my little toy gun

offical siteleri için; http://honeyhoneymusic.com/

13 Şubat 2009 Cuma

Gez Gör Arpacık

Neden böyle bir sosyal sorumluluk proCesine merak sardım bilmiyorum ama sağa sola tıklarken ilgimi çeken siteleri yazayım bloga dedim. bazılarını yeni keşfettim, bazılarını zaten girer gezer idim falan. "yazarım lan bi ara" şeklinde kendimle iç anlaşmaya vardım bilgisayarıma format atmadan önce ve hepsini sık kullanılanlarıma özenle ekledim. bu muhabbetten 1 hafta sonra sonuç;bomboş bir sık kullanılanlar listesi , blog yazılmamış bir çok gün, adı hönk diye akla gelmeyen siteler.. zararın neresinden dönülürse kardır amntığıyla elimin altındakileri yazayım bende .. ahanda linklerini filanda ekliyorum..

http://www.isketch.net/
paint tarzı çizim alanında size verilen kelimeyi çiziminizle anlatmanızı ve diğer oyuncuların tahmin edip puan alması mantığı ile oynana bir oyun. türk yapımı olan siteden farkı; neredeyse bütün dil ve ülkelere ayrılmış odalarının olması ve başka başka memleketlerden insanlarla oynama konforu sağlaması. yanlız hiç Finlandiya odasını dolu yakalayamadım ben ona yanarım. hayır şimdi Fincen ne seviyede diyeceksiniz (ki dersiniz ben olsam derim yani affetmem), Fincem yok efendim, ama kocaman bir kalbim var. (ehehehe) 3-5 kelime Fince biliyorum. yazar çıkarım dediydim ama naled oda bi dolmadı.

http://www.kötüsite.net/

ahan buda bir arkadaşın yeni kurduğu haber sitesi. üstelik sizinde orada yazar olup haber ve yorum yazmanıza imkan tanıyor, hatta bu işten para kazandırıyor. kendimde yazıyorum diye demiyorum zevkli bir iş ve güzel bir site. buyrun destekleyin .

http://www.vladstudio.com/tr/home/
çok eğlenceli 3D masaüstü resimleri, e-cardlar ve saatli/takvimli masaüstü resimleri içeren bir site. ben her seferinde ay bunu mu yapsam ay bunu da indireyim sonra bunu yaparım diye bir sürü şey seçiyorum.. girin bir gezin derim..

http://www.fotokritik.com/

hem amatör hem profosyonel fotoğrafçıların bulunduğu bir fotoğraf paylaşım sitesi. amatör olarak takılıyorum bende. onlarca kategoriye ayrılmış fotoğrafların arasında kaybolmak, fotoğrafçı ve fotoğraf hakkında yazılan yorumları ve bilgileri okuyarak daha fazlasını öğrenmek isteyenelr için ideal bir site.üye alımında biraz zorluyorlar ( benim birkaç ayımı aldı ) ama girdikten sonra ufkunuz kesinlikle genişliyor.

http://www.sinemablog.com/
arada bir de olsa girip birkaç filmden ve festivalden haberdar olmak, eleştirileri okumak hoşunuza gidiyorsa sık kullanılanlarınıza ekleyin derim.

edit: aklıma geldikçe eklerim siteleri.. sizde yorumlarla tavsiye verin bana :)


11 Ocak 2009 Pazar

Türk Filmi Kritikleri

İşte yeni bir tür yeni bir soluk.. Sürekli kendi kendime yaptığım eleştirileri hemen kaleme aldım filmi izlerken.. yazmaya başlayınca da bi objenin akıbetini çok merak edip filmi bırakamadım izledim baya.. hiç bir zorluktan kaçınmadık yazdık alın size Türk Filmi eleştirisi vol 1..

YALANCI YARİM
Emel Sayın: Pazarcı kızı ama taş gibi sarışın mavi gözlü hatun rolünde..
Tarık Akan:
Zengin çocuğu, düzenbaz, arabası var, yanlız yaşıyo, ailesi nişanlı sanıyo..
Münir Özkul: Pazarcı ve yufka yürekli baba rolünde..
Metin Akpınar: Tarık'ı kontrole gelen amca rolünde, inatçı, bi türlü bi uçağa yetişip binemeyen istikrarsız adamın teki..
Zeki Alasya:
Pazarda Hıyarcı..
Kemal
Sunal: Tarık'ın arkadaşı rolünde.. ayrıca yer yer arka fonda gülme efekti yapıyor..Kıvrak zekası ile dikkat çekiyor..


Emel Sayın elinde düz siyah
straplez bir elbise mutlu mutlu uzaklara bakmaya, sonra gülmeye ve daha sonra deli dürtmüşçesine sarı saçlarını savura savura "ah çok mes-udum, oh yes" nidalarında gülerek dönmeye başlar. Bir yandan da elbiseye sarılıp onu öpmeyi, koklamayı eksik etmemektedir tabi ki. Kızımız sevinç içinde dönmektedir de boşa mı dönmektedir.. Her Türk filminde olduğu gibi tabi ki bir yandan da hayal kurmaktadır. Deniz kenarı ve yemyeşil çayırlarda sevdiceğinin kollarında aşktan sarhoş olmuşçasına dans etmekte, dudaklarını titrete titrete sevgilisinin gözlerine bakmaktadır.. Fekat o da nesi !! Emel Sayın'ın üzerinde yeşil-siyah boyundan askılı yerleri süpüren uzuuun etekli bir elbise vardır. Olsun çok mesuddur ya varsın yerleri süpürsündür. Sonra Emel uyanır ve film birden pazar yerine bağlanır. Öyle sıradan bir pazar yeri değildir fakat burası.. Başı sonu, eni boyu belli değil, böle sihirli bi yerdir.. Zeki Alasya hıyar satan bir pazarcıdır ve birden hıyar tezgahının üzerine düşer.. Pazarın en başındaki tezgahtaki ahbapları bu olaya deli gibi gülerken, bir de bakarız ki pazarın en sonundaki ahbapları da gülüyor.. Tam neşeli bir ortam oluşmuş bütün pazarcılar gülüyor derken, iri bir gölge tezgahlara yaklaşmaya başlar.. Yaklaştıkça görülür ki 6 tane tombalak(tombul kelimesinin bile kifayetsiz kaldığı) kadın kol kola girmiş pazarı geziyorlar. Şimdi öyle bir pazar düşünün ki başı ile sonu arası bir espri 0,3 saniyede etki ederken, genişliği 6 tombul kadının kolkola gezmesine izin veriyor.. öle böle işte =) tabii sonradan bu kadınların neden kolkola gezdiği anlaşılır.. Bilinen bir gerçek vardır ki kadın millleti ya düğün dernek ya da gerdek konuşurken bu denli samimi olur birbiriyle..

Henüz öğlendir ve akşamki düğünde giyeceklerini planlamaktadırlar.. Derken akşam olmaz, yine öğlendir ama düğündür de.. Film akışını , saate, ışığa bakmaksızın devam ettirmektedir.. Derken 3-5 sahnedir kayıplarda olan Emel görünür.. Bir masada oturmuş limonata ve pastası ile mel-ül mel-ül bakmaktadır.Üzerinde düğüne yakışır " yavruağzı" veya "ördekgötü" diye tabir ettiğimiz renk bir süslü bluz vardır. Düğünde ortalarda gezinen ve 80'lerin meşhur kare mikrofonu (gemi bağlasan tutacak kalınlıktaki kordonuyla) ile kıl bir şarkıcı adeta nefret ile mesleğini icra etmektedir. Şarkıyı kendisi söylememek, kaytarmak için ne kadar bert sesli düğün insanı varsa mikrofonu uzatıp birer kuple onlara okutur. Tabii ki sıra esas kızımıza gelmiştir ve şansa bak ki şarkının finalini Emel hatun yapar .. Bir alkış bir kıyamet kopar ki sormayın..Ve Emel bu durumun psikolojik etkilerinden kaçamaz ve kendisini yine hayal dünyasında bulur.. Üzerinde kıpkırmızı bir tuvalet, elinde o zevksiz mikrafon ile çok lüks bir gazinoda şarkı söylemekte ve kafasından çiçekti böcüktü çeşitli şeyler dökülmektedir. Neyse ki sonra uyanır evine gider =)

Film ilerlerken olaylar gelişir, beyaz atlı prensi Tarık Akan ile tanışma fırsatı yakalar ve Tarık'ın ailesine karşı nişanlı rolü yapmak zorunda kalır Emel kızımız. Tarık onu ailesine zengin kızı olarak tanıttığı için Emel sürekli arkadaşlarından, terzilerden filan güzel kıyafetler ödünç alıp giyinir, zengin gibi davranır.. Arada eve döner siyah elbisesini çıkarır sarılır,öper,koklar,içinde başka renk elbiseler olan hayaller kurarak dans eder elbise ile.. Yani film boyunca bir kez bile o taptığı siyah elbiseyi giymeye kıyamamış, öpe koklaya,salya sümük güzelim elbiseyi mındar etmiştir.

A avanak kızım, siyah kurtarıcı elbisedir.. Siyah çorapla kapalı topuklu ayakabıyla bikaç ağır takıyla gece gezmesine giyersin.. Sonra üzerine açık renk bi şal mal alıp akşam yemeğine giyersin.. Çorapsız açık ayakabıyla boynuna renkli bi fularla öğle yemeğine giyersin.. Hadi olmadı kokoş bir ceketle düğün derneğe giyersin.. Zorlasan bırak nişanı gerdeğe kadar idare eder yani seni.. Töbe yarabbim.. Neyse banane yaa kendi kaybeder..


Ama merak etmekteyim; acaba elbise kiralıktı da giydirtmedi mi yönetmen pahalı filan diye.. E o zaman diğer kıyafetler neyin nesi.. Alma hiçbirini ver kıza siyahı doya doya giysin tapıyo zaten..
Ya da şey olmuş olabilir; Emel çekim aralarında tıkınıp tıkınıp kilo almıştır, elbiseye sığamamıştır.. Ha zayıfladı ha zayiflicak deyip başka elbiselerle çekime devam edilirken film bitmiştir.. Bu da olabilir yani..

09 Ocak 2009 Cuma

DENEME (EFE) - 1

Bir Eylül Sabahı..

Sonbaharın serin rüzgarını hissediyordu sadece. Havayı hissetmek için çıkmıştı dışarı sanki.. Bütün bileşenlerini ayırmış zere zerre içine soluyordu.. Bir güç varsa işte şuan da tam da merkezindeydi.. Tek bir dünya, tek bir atmosfer, tek bir canlı vardı..Herkesin kendi dünyası klişelerinden öte bir deneyimdi yani.. İstanbul’da sonbaharı yaşamak ; Dünya, atmosfer, İstanbul ve sadece Efe..

Yeşil renkli, gürültücü, sevimsiz bir canavar belirdi birden gök taşı gibi.. Motor sesi, telaşlı adımlar, itişmeler.. Hoş geldin gerçek dünya ! Bende seni bekliyordum..

İnsanın yalnız kalıpta havayı rahatça soluyabileceği son yer bu berbat otobüs durağıydı kuşkusuz. Simitçisi, sucusu, yaşlı teyzesi, liseli şen şakrak gençleri, mırıldayan sokak kedileri, kedilerin peşindeki kuduz köpeği, her sabah memnuniyetsiz bakışlarla etrafı süzen tipleriyle, kendi canlılığı olan ayrı bir alemdi otobüs durağı. Yörüngesini şaşırmış bir uydu gibi yanlış gezegenin etrafında dolanan ise Efeydi.. 2 dakika önce olağanüstü güçleri varmışçasına, zihninde yoğunlaştırdığı havayı içine çeken bu çocuk; nasıl oluyor da basit bir motor sesiyle hafızasına kazınmış bu rahatsız edici ayrıntıların hepsini birdenbire fark edip nefes almakta güçlük çekiyordu. Neredesin oksijen , neden artık seni ciğerlerimde hissedemiyorum?

Şoför arkası her zaman idealdi. Hayattan maksimum soyutlukta , kafasını cama yaslar müziğini dinler ve bu yolculuğun bir an önce sonlanmasını dilerdi.

Ama bazen işler istediğin gibi gitmez hayat senin yerini bir başkasına vermiştir bile.. İşte işin en zevkli yanı :)

Ne? En son sıradaki koltuk mu? Tanrım beni öldürmek mi istiyorsun? Yolu bu otobüse düşen her canlıyı görmem ve hissetmem şart mı? En çok ön koltukta yerimde oturan yaşlı teyzeden nefret ettim.. Asla bir teyze olmayacağım için şanslıyım.. En arkada oturmak zorunda kalmamın gölgesinde kalmış eksik bir şans..

2. durak.. 8 tane daha olduğu düşünülürse yeterince iyi değil.. Ohh, tekrar oksijen en azından arada havaya açılan kapılar var.. Oksijen veeee.. vee yanında tatlı bir koku .. Çilek mi bu? Yoksa şeftali ve tarçın karışımı bir şey mi? Sakinleştirici bir terapi gibi, havayla bileşimi kışkırtıcı.. Saf oksijenin ciğerleri parçaladığı söylenirdi.. Eğer meraklısı varsa kesinlikle bu bahar dalı kokusuyla oksijeni bir arada öneririm.Kesinlikle çok daha iç yakıcı..

Kendisini görmeden kokusu bu denli beni etkileyen şeyi merak ediyorum.. Burnum beni yanıltmıyorsa orta kapıdan sızan koku arkaya doğru ilerliyor..Yinede hedeflerimi küçültmeliyim. Tamam belki pala bıyıklı bir amca olmayabilir sahibi ama; ya en önde oturan yaşlı teyzenin kokusu kapının açılmasıyla arkaya doğru estiyse..Of facia.. Neden yaşlı teyzeler bahar dalı kokamaz mı? Kokmamalı. Hayır , kesinlikle kokmamalı.

Yeşil otobüslerin bir kötü yanı daha; eğer en arkada oturuyorsan önündeki camın ardında ters oturan rahatsız, memnuniyetsiz insanlarla bakışmak zorunda kalırsın. Duraklar geçtikçe ters koltuklar dolar ve gri çizgili, yeşil demirli camın seni bu samimiyetten ne kadar koruyabileceğini bilemezsin.

Nihayet yoğun parfüm kokusu bütün otobüse hakim oldu ..Ve telaşlı, pratik hareketlerle bir yere oturmaya çalışan, bütün dünyanın karmaşasını üzerinde toplamış yaşıtım bir kız oturdu karşımdaki camın ardına. Sakin, sessiz tavrıyla üzerindeki renk cümbüşü tam bir tezattı.. Yokmuş gibi silik davranışları, boş bakışları "dikkat çekme" derken; bahar dalı kokusu ve 7 renk kıyafeti "burdayım beni fark et" diyordu sanki.. Benim gibi insan içinde olmaktan rahatsız olan bir tipti belli ki.. Kısa, kopuk, dalgın bakışlar ; yüzüğüyle oynayan incecik uzun parmaklar, çantasında bir şey ararmışçasına kurcalamalar.. Hep toplumdan bir şekilde uzak kalmaya, başka şeylerle ilgilenmeye çalışmanın belirtileriydi. Saçları, geyşaların meşhur topuzlarındaki çubuklarla, gayet özensiz ve salkım saçak bir şekilde tutturulmuştu.. ince telli, dalgalı, bakır rengi saçları.. Bordo saç çubukları, çocuksu küpeleri, üzerindeki renklere inat siyah ojeleri, pembe çorapları, yeşil pantolonu, bordo-yeşil desenli bluzu, yakasında sallanan kirazlı broşu, incecik beyaz tenindeki düş kapanı kolyesi, kayışı omzundan düşen kocaman benekli çantası, kendi içinde küçük bir uyum yakalamış tüm bu renklere inat morlu turunculu şalı, hatta siyah palyaço pabuçlarının kırmızı bağcıklarına kadar her ayrıntısını incelediğim bir yol arkadaşım olmuştu artık benim.. hayatta ilk defa bir insandan bu denli etkileniyor 3 saniyeden fazla ona bakıyor inceliyor, ve beni fark etmesinden bile korkmuyordum.. Çünkü biz aynıydık.

Ve kendi üzerime bakıyorum yavaştan.. Mavi bol kotum, lacivert sweetim, orijinal renk converse ayakkabılarım, ve çok şaşırtıcı renkteki lacivert çantam.. Tanrım ne kadar da sıradışıymışım.. O’nun renkli dünyasına karşın o kadar iddialıyım ki bir kez baksa bana eminim o da benden gözünü alamaz.. her ayrıntımı inceler.. ?! Toplumsal intihar dedikleri bu olsa gerek.. Sanırım önümüzdeki ilk durakta inmeliyim..Belki yarın cesaretimi ve üstümü başımı toplar ve en arka koltuğa tekrar otururum..

İnmek için düğmeye basmak bile geriyor beni.. Bu denli sorunlu bir tipken, neden dışarıdan bu kadar normal görünüyorum? Galiba bu da benim kabuğum, kamuflajım..

İndiğimi fark etmemesi bile büyük bir şans.. Gösteriye başlamak için henüz hazır değilim çünkü.. Ah uzaklaşan bahar dalı kokusu..

Yarın yeni bir gün.. ve yeşil otobüsün arka koltuğunda buluşmak dileğiyle..



Yazarın notu :

( aheuhaeuahe yazarın notu tabi lan, of hep bunu yapmak istemişimdir.Yazarın önsözü, yazarın notu, yazarın kahve stili.. bla bla ..oh rahatladım.)

Bu hikayedeki tek gerçek şey OTOBÜS'tür. isimler , mekanlar, kişiler, teyzeler tamamen atmasyondur.

Bu sabah saat 07:07 de avcılara (sevgili okuluma finale) giderken metrobüste karaladığım yarım bıraktığım bir hikayeyi biraz daha toparlayıp buraya yazdım. yanımdaki amca 9 numara miyop şuan..karınca duası gibi yazımı okumaya kasarken gözünden oluyordu az kaldı..değerini bilin yani.. el emeği göz nuru.. bir de bitiremedim sanırım böle aynı başlık altında ara ara devamını yazıcam.. evlencekler çocukları falan olucak, sora çocuk kör olabilir, kanser olabilir filan =) 36 bölüm dizi çıkartabilirim bundan :P hertürlü entrikayı çeviricem valla.. biraz yoğun, basık, duygusalımsı olmuş, tarzımın dışında ama kıyamadım lan.. yanımdaki amcaya yazık..ya meraktan çatlicaktı ya kör olucaktı.. napsın o'da bir anda attı kendini ototbüsten :)

tmm X.O.X.O. ampirik hatun.. bitti şimdilik dağılabilirsiniz.. ben dürtücem sizi devamını yazınca =)

( nitekim devamı da aha burda )

28 Aralık 2008 Pazar

### CEM ADRIAN ###

30.11.1980 tarihinde Edirne’de doğmuştur. Yugoslav kökenli bir ailenin 2. çocugu olan Cem Adrian müzik çalışmalarına ortaokul yıllarında başlamış ve ilk kayıtlarını yine o tarihlerde yapmıştır.

18 yaşında başladığı radyoculuk hayatına 6 yıl devam etmiş, bu süre içinde tiyatro ve fotografçılık eğitimi almış, çalıştığı radyonun kayıt stüdyosunda kendine ait yaklaşık 250 şarkı kaydetmiştir.

2003 yılında İstanbul’da Serkan ve Efkan Erdal’la kurdukları Mystika isimli etnik müzik grubunda solist ve dansçı olarak çeşitli mekanlarda sahne almıştır.

2004 sonbaharında Fazıl Say’ın davetiyle Bilkent üniversitesi sahne sanatları fakültesinde özel öğrenci statüsünde eğitime başlamış, 2005 şubat ayında “Ben bu şarkıyı sana yazdım” isimli ilk albümünü yayınlamıştır. Albüm sanatçının 1997 ve 2003 yılı arasında Edirnede kaydettigi amatör demoların ve 2004 ekim ayında Fazıl Say’la verdiği ilk akademik konserinden kayıtların bir derlemesidir. “Demo albüm” niteliğindeki bu çalışma müzik sektöründe 16000′lik bir satış başarısı göstermiş, alternatif müzik kategorisinde olmasına ragmen pop müzik listelerinde üst sıralarda yer almıştır.

Diskografi
2005 Şubat / Ben Bu Şarkıyı Sana Yazdım
2006 Aralık / Aşk Bu Gece Şehri Terk Etti
2008 Haziran / Essentials-Seçkiler (etnik)
2008 Aralık / Emir

henüz dinlememiş kimse olduğunu sanmıyorum, fakat özenerek dinlememiş farkına ve tadına varamamış olanlar olabilir diye birkaç canlı performans videosunu da burada paylaşıyorum.. sesine ve yeteneğine diyecek yok çünkü;Normal bir insanın ses tellerinin 3 katı uzunluğunda ses tellerine sahip, yaklaşık 7 oktavlık muhteşem ötesi bir sesi var ki bu 7 oktav ses aralığının genişliğini ifade edebilmek için sürekli yinelenmektedir. kendisi de sesinin 5-6 oktav arasında olduğunu ancak şarkıları söylerken çıkardığı diğer sesler ve ağzıyla yaptığı melodilerde 7 oktava kadar çıktığını ifade etmiştir. yani sürekli 7 oktavda söylemiyor fakat birçok farklı insan sesine bürünerek şarkı söyleyebiliyor.

sesine aşık olduğum 2. adam,sadece sıralamadan ötürü 2 çünkü (kıyamasamda) Ville'den çok daha iyi bir sesi var.


video video

23 Ekim 2008 Perşembe

Kar Bu Gece Yakıyor..

bazı bazı , bazı şarkılar duyarsınız.. dinlerken farklı bir evrende gezinir gibi olursunuz da klipti görüntüydü filan olur şarkıyla ilgili tamamen fiyaskodur.. çakılırsınız bütün hayal dünyanızla bir anda.. bazı bazı da bazı şarkılar olur klibi böyle bütünleşsin, böyle tamamlasın içine alsın sizi.. olucak gibi değil.. Mira bunu başarmış.. üstelik 2 klibinde 2 şarkısında da.. gerçi aylar önce keşfedip dinlemye başlamış olsamda yazmak şimdi aklıma geldi..

video

11 Ekim 2008 Cumartesi

video
e2 de madman in tanıtımı dönerken fonda çalan parça.. çok hoşuma gitmişti.. buldum aha da buraya koydum..

By the waters
The waters
Of Babylon.

We lay down and wept
And wept
For thee Zion.

We remember
Thee remember
We remember
Thee Zion

02 Ekim 2008 Perşembe

Çocukluğuna inince başka çocuklar bulmak

sürekli birilerinin gölgesinde kalmış bir çocukluk dönemi geçirmektir. abisindir sen elinden tutup kardeşini gezdirirsin. ablasındır önce o nun saçı taranır o giydirilir; sen kalan zamanda, kalan tokaları takarsın.
bazen teksindir, aslında özelsindir. ama kuzenin vardır, komşunun çocuğu vardır. senden daha zekidir, güzeldir, şirindir, bilmiştir. sen hep ikinci plandasındır. eksiksindir. etrafındaki boşluk gitgide içeri çekilir farketmezsin. gün olur bir anda çocukluğuna dönesin gelir. bir bakmışsın ki hatırandaki sen değilsin. evin yeşil badanasına gömülmüş etrafı izleyen iki küçük göz... kime bakıyor dersin? o da herkes gibi törende okuyacağı şiirin provasını yapan kuzenine tabii ki.
bazende muabbetler olur eskiye dair. "of nasıl yaramazdık biz" diye başlar birisi anlatmaya... "hani hacer annenin bahçesine dalardık, nasılda kovalardı bizi elmaları kopardık diye, of hilmi hep yakalanırdı yerdi süpürgeyi kıçına ehehehe...." gibi uzar gider. kimse o anda farketmez hatta sen bile... ama sen hiç dalamdığın bir bahçeyi anımsarsın o an, hiç yemediğin elmayı, acısını bilmediğin süpürgeyi... ve annen çağırır o tiz sesiyle " ne olmuş gene hacer anneyi mi kızdırmış çocuklar? , çekil bakayım camın önünden ne oluyormuş bende göreyim". *
inersin derinlere ve başka başka çocuklar bulursun kendi çocukluğunda... nice zeki, şirin, uslu, güzel, başarılı, yaramaz çocuklar... da bir kendini bulamazsın!

ek:
ben hep o ağaca daldım , çok süpürgeler yedim. müsamerelerde şiirler okudum, sülalenin en güzelide bendim, en zekisi de. peki şimdi neden camdan bakıyor muşum gibi geliyor geri döndüğümde işte onu bilmiyorum.

08 Eylül 2008 Pazartesi

SMİMİLEYLİLEYLİLİLEY




smiley msnin bize kazandırdığı en muhteşem şey bence. bu güne kadar her formattan sonra yana yakıla aradığım biran önce kaydetmeliyim dediğim ilk şey bu garip abuk şekiller. örnek teşkil etmesi adına kıpırdamadan da kendi olayını güzel özetleyebilen birkaç bir şey ekledim yukarıya. benimle msnden konuşanlar bu smiley tutkumu bilirler. onalr olmadan kendimi ifade bile edemem maalesef. her harfi başka bir smily olan tiplerden değilim ama, kendimce mandıklı kısaltmalarla her sevdiğimi eklerim ve de kullanırım sürekli. bir çokalrına benim smileylerden gına geldi farkındayım ama yapçek bişey yok. ben buyum. buna konuş diyorum o arkadaşlara. buda mert mesela :P yani bu gibi sinir bozucu bazı aktivitelerim var. ama smileysiz insan mı olur be. ben korkarım öle resmi tiplerden. itiraf ediyorum 40mb 5 farklı dosya altında smiley arşivim var. ki sadece beğendiğim bunlar =) of ben nolcam ya.. helak oluyorum format sonrası bunları geri eklerken.. alhtan harfleri , sayıları filan animasyonlu sevmiyorum da biraz azalıyo =)

bide tuzkilere hastayım onalrdan smiley değil ama en karizmatik tuzki fotosunu da koyup burdan ben tuzki smileyin bütün haltlarına sahibim mutluyum demek istiyorum. 40-50 tane var.. sayamicam =)

02 Eylül 2008 Salı

Olm Bıraksanıza Şu Oyunu

evet bloga pek bişiy yazmıyorum bu aralar.. çok da atraksiyonlu çekici şeyler yok ama şu packman oyunu bitirdi beni.. lan eşşoluğeşekler okuyp yorum neyin yazsanıza, bıraksanıza oyunu.. sayfaya giren direk aşşaya iniyo hoopp piley pekmen e tıklıyo kimsenin çükünde değil yazılanlar.. ne de olsa bunu da okimicaksınız.. göd müsünüz? :(

çoluk çocuk sıkılmasın eyelensin diye koyduk o oyunu.. eşek kadar oldun hala pekmen ..

23 Ağustos 2008 Cumartesi

blog foto sorunsalı

arkadaşlar bazı fotolar sadece çerçeve olarak açılıyor.. diretin üstüne tıklayın.. sayfayı yenileyin.. görün onları.. bişeyi koyduysak oraya bakın yani.. kastırın.. hadi görümm sizi. =)

21 Ağustos 2008 Perşembe

Kapak Güzelleri

valla hiç üşenmedim uykusuz ve penguenlerimi düzenledim, numara sırasına koydum, dolabıma yerleştirdim.. arada kapak güzellerini de seçtim .. ehehhee..
hatta yüzsüzlüğe vurup dereceye giren kapaklardan benim adıma imzalı olanları ekledim buraya .. =)

TOP 10 UYKUSUZ

TOP 10 PENGUEN

Ya kar yağsa böyle mi olur..

hava sıcaklığının olağan , hissedilen, gölgede .. şeklinde 31 tane farklı niceliğe göre değişmesinden tiksinir oldum .. olağan 35 , hissedilen 38, gölgede 37 ama nem %90 sen sanki 45 miş gibi kavrulucaksın nihahaha.. psikopatmısınız lan, desenize çok sıcak oturun evde valla hiç çıkmayın diye dışarı =) göd hava durumları of.. Cihan Ceylan karikatürü ile olayı örnekliyorum.. ben işte böyle spikerler istiyorum arkadaşım =)

eskiden ne güzeldi, kar yağardı.. eskiden = ki bu sene ve geçen sene kar görmedim ben hiç.. yağsın valla hiç sevmiyorum ben sıcağı artık.. gerçi eskiden de pek sevmezdim.. öle bazıları gibi beyaz peynir tenlerini yaza hazırlık adı altında bitter çikileta moduna gelinceye kadar solaryumlarda piliç gibi döne döne kızartanlardan oldum, ne de plajda saatlerce yanıcam diye domates tarlasına dönüp bikini iziyle gezenlerden.. oh pamuk gibiyim bee.. tatil dönüşü bile 3 yıldır güneş görmemiş gibiyim.. ay lav mayself..

bugünde yine staj yaptığım 22 derece koşullarından çıkıp bir anda 45 dereceye düşünce neye uğradığımı şaşırdım.. üstelik yolda berbat bir trafik, otobüste 758 tane insan filan var.. sardalya kavanozu gibi olmuş zaten otobüs.. e yüriyim dedim bende ortaköyden - Bjk ya kadar.. ama yolda da başım döndü sürekli karşıdan karşıya geçmekten.. çünkü yolun 100 metrede bir güneş alan kısmı değişiyor, gölge karşıya düşüyor, hoop bende karşıya.. bu sefer güneş oraya vuruyor hoopp bidaha geçç bakim.. ööeehh yani..
ya kar yağsa böyle mi olur.. sıcaklık 10 derece der geçer muhabir.. anlarsın kıçını başını sarıp sarmalayıp öyle gezeceğini, oturacağını filan.. kafalar net.. kar yağacak.. biraz ayaz yapar sonra yumuşar hava.. ( gerçi kışında , dolma gibi kat kat üstüste sarınıyoruz diye uyuz oluyomya bazen neyseh)

peki yürürken hep mi hayıflandım, hiç mi mutlu olmadım .. oldum valla.. hatta süper oldum bir ara.. böyle yerlerde hep solmuş sarı yapraklar vardı ortaköy- bjk arasında.. basınca çıtırt çaturt ses de çıkarıyolardı.. hemen sonbaharı hayal ettim ( en sewdiğim mevsimdir oh) .. böyle hafiften yağmur yağıyo , yapraklara basıyorum filan.. hava 45 değil , taş çatlasa 25 derece anca.. üzerime salaş bi hırka almışım, boynumda entel bir atkı, kafamda kukuletalı berem.. serin serin yürüyomuşum böyle.. ohhhhh.. ki bu yürüyüş 100 metre sürdü veee güneşş benim tarafa geçti hemen.. kendime geldimm.. attım kendimi yola karşıya tekrar..


Ya kar yağsa böyle mi olur.. puff..

19 Ağustos 2008 Salı

içimden sadece bu şarkıyı yazmak geldi birden.. hepsi bu..




Sen uyurken
, oturdum tek başıma
Düşünmek zor geldi , daldım yalnızlığa

Sen uyurken, kelimeler dudağımdan
Döküldüler.. damla damla yatağıma

Sen uyurken rüyalarında
Ben var mıyım?

Sen uyurken, oturdum tek başıma
Düşünmek zor geldi, daldım yalnızlığa

Sen uyurken, uyandın birden
Gülümsedin bana
Düşündüklerimi bilmeden

Sen uyurken rüyalarında
Ben var mıyım?

17 Ağustos 2008 Pazar

Aylar önce ( hatta yıl olcak) bana bu videoyu izlettiği için Ümit'e çok teşekkür ediyorum burdan..
vallahi süper bişiy =)
kendisi bu teşekkürü bilmicek (oh olsun) blog mlog okumadığından =)

video

Benim Sporum 15 gün yat 15 gün gez arkadaş =)

spora ara vermek kötü birşey..çok kötüü... ay ben yüzdüm, yürüyüş yaptım bişiy olmaz diyerek 15 gündür spor salonuna gitmememin cezasını çok pis çekip eve gelmiş bulunmaktayım.. doğuştan şanslı bi insan(?!) olduğum için de salon oldukça boştu ve spor hocası bütün engin bilgi birikimini benim üzerimde kullandı.. kendisine teşekkürü borç bilirim.. normal şartlar altında (bkz Nşa. =), 2 saatte tamamlayacağım programı 1 saat bile olmadan bitirmemi sağladı.. ben ne güzel aralarda dinleniyordum, azcık müzik dinleyip tw ye bakınıyordum, millettle muabbet edip ara veriyordum. ammaa bgn gözüm kapalı spor yaptım yeminlen.. bi an kendimi Rocky filminde ki 2. aktör gibi hissettim.. hani hayvan gibi çalışıp da sonunda yine Rocky'den dayağı yiyen =) ah ahh neyse geldim evime misler gibi ızgara balığımı yicem şimcik =) yanına bide ufak .. off.. şaka lan ufak yok =( böhüü

KALİ

Buda benim küçük prensesim Kalicimm...

















16 Ağustos 2008 Cumartesi

Under my umbrella .. ella ella eh eh eh .. .. ..

İzle feyz al.. hergün 3 öğün izlenilesi bir video.. hep yaptğım bir rahatlama metodudur.. geç oldu ama bloga eklemek geldi aklıma bir anda =)


video

Teyzeler ..

Bilmiyorum kaçımız farkındayız ama çok büyük ve korkutucu bir gerçek var ki Teyzeler..
ki tek takıntılı olan ben değilim bu teyzelere ( misal Alpay Erdem) bir çok güzide insan tehlikenin farkında.. tamam farkındalık güzel birşeyde ben bizzat o tehlikeyi atlatmış biri olarak burdayım.. inanın Lost adasına düşşem bu denli bir acı çekmezdim..
Açıklıyorum ; Ortaköy otobüsünde 3 teyze tarafından ön cama yapıştırılmak suretiyle tartaklandım, taciz edildim.. (daha neler neler)
gayet kalabalık fakat binilebilir durumdaki Ortaköy otobüsüne bindim.. sakin sakin şoförün yanında takılıyordum ki bir sonraki durakta 3 Teyze otobüse akın etti.. o an'a kadar ön kapıda yer alan rahat 8 kişinin daha sığabileceği boşluk bir anda yok oldu ve son teyzeninde binmesiyle kendimi ön camı öperken yakaladım. ( gayet romantikti o ayrı ona lafım yok =) bir kere bir genç için 1 adet teyze bile tehlikeliyken 3 ü bir arada.. ki zaten teyze dediğimiz oluşum kolunda kendiyle aynı ebatlarda ve içerisinde hiç bir mantıklı şeyi içermeyen bir çanta taşıyan, suratta sürekli memnuniyetsiz bir ifade ağız üzgün smiley :( şeklinde dolanan, eğer ortamda daha genç biri varsa " mutlaka onu huzursuz etmeliyim orasına burasına bakıp bi laflar sokmalıyım bu benim yaradılış amacım ben teyzeyim" mantığında olan, yer yer başı kapalı yer yer açık olan ( ki sanıldığının aksine kapalılar daha aksidir özellikle yaz ayları) , garip vücud oluşumlu ( göğüs x4 , göbek = yarım dünya , kalça x4 , boy - 20 cm , çene x44 'bir teyzenin matematiksel açılımı' =) bir yaratıktır.

şimdi bunu hayal edip 3 le çarpıyorsunuz.. bir otobüsün ön boşluğuna yerleştirip aralarınada hayatının baharında bir genç kız sıkıştırıyorsunuz ..yok yok bu acının tarifi yok.. en başlarda her nekadar başıma gelecekleri hissettsemde herşey normal gibiydi.. Ta ki ilk teyze kalçasıyla beni ittirip azcık öteye açıl kızım sıkıştım diyene kadar.. tabi ki deneyimlerime dayarak bir teyzeye cevap verilmemesi gerektiğini biliyorum ve hafifçe 0,3 cm kadar kendimi kaydırdım. ama teyze üzerine giydiği 36 kat kıyafet sebebiyle ay bayılıyorum bu ne sıcak şeklinde hayıflanmalara başladı, ben ciğerime çekicek oksijen bulamazken yelpazesini çıkartıp yellendi.. sürekli sırtıma çarpıp çizen yelpazeyi yok sayarak mp3 ümü takıp gevşemeye çalışıyordum ki ani bir frenle mp3 ün kablosuna asıldı ufak çaplı bir boğulma tehlikesi geçirmeme sebep oldu bu menapoz teyze.. ufak çaplı diyorum çünkü zaten ortamda oksijen - 45 lerde olduğu için vücud pek bi tehlike olarak algılamadı bu boğulma durmunu.. neyse özür filan beklemiyordum ki zaten ki dileyende olmadı.. ölsem farketcek konumda değiller.. sonra 3 ü bir olup şoföre çattılar.. ay o ne biçim fren ölüyorduk.. ÖLÜYORDUK?? ya ben?.. ulan ben gittim geldim.. sen hala burdasın.. hazır muabbeti kurmuş olan 3 lü teyze grubu başaldılar gençliğin dedikodusunu yapmaya.. hayır mp3 ü tekrar takmak da yemiyor açıkçası.. mecburen dinleyip kafama düşen taşlardan kaçmaya çalışıyorum.. ortamda boyundan bağcıklı bady ve altına tayt giymiş bir genç kız var çaresizce aralarında duruyor.. bundan iyi laf sokcak kurban mı olur.. neyse sayılanları yazamicam burda.. pek bir mantığı yok çünkü..
dayanma sınırlarım zorlanırken yeni bir durağa geldik ve ön kapıda teyzeleri gören akıllı insanlar kaçarak arka kapıya attılar kendileri oradan bindiler.. vee işte yurdumun en güzel otobüs dayanışma örneği " arkadan öne akbilleri uzatalım abicim " .. akbili kim bascak diye merak eden yok.. mantıken ben kutunun önündeyim hatta özel şeyler yaşıyoruz o derece yakınız.. ama arkamda teyzeler var.. böyle ulvi bir görev bana düşer mi ? ilk akbil yerini buldu düdüdüttt diye öttüü.. 2, basıştan şöle bi ses geldi ; ayyyy.. evet teyzecim o bastığın yer benim popom oluyor biraz, anahtarda battı azcık o sesin sebebi bu.. ama bu sefer teyze den mantıklı bir açıklama geldi "ay kızım kutuyu tutturamadım".. emin ol hisssettim Teyze..
kaldı 3 durak inicem diye bir ferahlık kapladı içimi.. tekrar bir fren yaptı şoför ki portakal yokuşunu da bilirsiniz.. ölümüne bir dalış gibi orası.. zaten ön camda olduğumu düşünem bir hataydı.. sen ömründe ön cam görmemişsin.. o an dan önce insem diyecem ki resmen ön camda geldim.. hayır canım benim.. o sadece ön camın görülen kısmı.. hani Coca Cola reklamında bir hatun iş yerindeki sunum yapan arkadaşına şaka olsun diye ağzını burnunu cama yapıştırıp yamultuyorya, hatta daha açıklayıcı olsun görüntü beyninizde şimşek gibi çaksın bir de bunu Recep İvedik yapıyor.. heh işte ondan yaşadım ben.. yaşatıldım.. teyzeler tarafından 3 durak ön camla sevişmeye zorlandım.. yarın şimdi kalkıp biri bana "ay ön cama yapıştım resmen" derse ona o akbilin battığı yerle güleceğim.. bu çok açık.. sen ön camı ne bilirsin be.. pehh..

teyzelerden nefret ediyorum..
teyzelerden nefret ediyorum..
teyzelerden nefret ediyorum..
teyzelerden nefret ediyorum..
teyzelerden nefret ediyorum..
teyzelerden nefret ediyorum..
teyzelerden nefret ediyorum..
teyzelerden nefret ediyorum..
....................................................

13 Ağustos 2008 Çarşamba

Hüüüppp..

caipirinha tarifi
( kaju fıstığının meyvesinden yapılan bir kokteyl.. kaju bitkisi yerine yeşil limon ile yapıyoz biz tabi keşke olsada orjinalinden yapsak.. brezilya veya hindistana giden olursa getirsn bana şu bitkiden be =) )

1 lime (yeşil limon veya tercih edeceğiniz benzeri başka bir meyve)

2 kapak cachaça (bulamazsanız vodka)

Toz Şeker

Kırık buz

Limonu dilimleyin ve bardağa koyun. Üzerine şeker serpin, sekerle birlikte limonu iyice ezerek ozunu çikartin. Uzerine cachaça veya vodkayı ilave edin. Kırık buzları da ilave ettikten sonra iyice karıştırın. Şayet cachaça yerine vodka kullandıysanız içkinin adı caipiriroshka olarak değişiyor, sakin unutmayin.

sevgili GSM operatörüm ;

ah şu avea mesaj atcağına masaj yapsaya ..

cep telefonumu kapatıp eski böle kimin nerde olduğu belli olmayan dönemlere dönesim var. çünki beni operatörden çok arayan mesaj atan yok bu aralar. operatörümde azcık özlesin bence.. ki naled olsun sana bu arada.. sağolsun demin msj atmış bilmem kaç kontr yüklersem mobil öğrencilerle dakikası bilmem kaç kntrden konuşurken bir yandan avustryadaki amcamı aramak için beleş dakika verecekmiş bununla da yetinmeyip 2 kısa mesaj ücretine gelip çöpümüzü dökecekmiş filan .. abuk sabuk kampanyalar yapmış gene.. yok arkadaş yüklemiyorum kontör. geçenelrde böle ayaklanayım dedim , ayak yaptım =) mesaj üstüne mesaj aman nolur yükle ille de kontr yükle diye.. direndim tabii. sonra msjlar sertleşmeye başladı.. yok bak yrn bilemedin öbürsü gün yüklemezsen gelir seni buluruz adresin elimzde gibisinden tehditler.. eh dedim hadi yükliyim bide bunları ağarlamakla uğraşmim.. hayır evde paykek midir nedir ondada yok.. neriman hanımlara gittmde bi pay kek ikram etmedi dedirtmem kendime. (bkz: neriman hanım teyze)


sadece bunlar olsa gene bi nebze çekilir olucak.. hayır kardeşim telefona gizli bir alıcı filan mı yerleştridiniz. naptımı nerden biliyosunuz da rejime başladığım günün akşamına en güzel anadolu yemek tarifleri 31 kontre cebinizde şeklinde msjlar atıyorsunuz. hadi sineye çektim.. sildim mesajı.. 3 gün geçti az bi kaçamak yapim bi çukulata açtım dınk mesaj.. ender saraçın yeni diyet listesinin denediniz mi?.. bippppppppp.. burda ciddi ciddi küfür ettim .. hatta telefonu kapattım.. aveayı arayıp şikayetçi olucakım.. hyr bi özel hayat var, bi gizlilik var.. azcık kendmden bile kaçıp bi çikolata açmışım bi dur mübarek düş yakamdan..

o değilde ( bununla ilgili de yazıcam sadece bu kelimeye özgü kitap çıkarıcam) böle sevgilisini filan aldatan insana o anda acaba sadakatsiz filmi dvd si sadece şu kadar liraya şu markette diye msjlarda atıyormu bu operatör çok meraktayım.. veya abartıp hüsnü allah belanı versin melodisni yüklemek için 3 ü tuşla mesela.. yani bunlar şaşırtıcı şeyler..

ama benim çevremde ( şükürler olsun ki) böle gelen mesaja aaa bunu yapmak lazım deyip de mesajın yönergelerini takip edip kontr kaptıran gerüzekalılar yok.. peki şimdi biçok kişi böyle düşünüyor.. "yok abi ne aricam onları.. ne abone olucam .. elimn altında zaten internet var açar okurum haberimi neymiş 50 kontre haber şeysine üye ol.. yerim be haberi ben burda".. e herkesin tepkisi böyle iken bu maldonadolar kimden kazanıyor bu parayı.. para kazanıyor olmalılar ki bu mesajlar aralıksız artarak devam ediyor.. e yani birileri kullanmıyosa bu kadar servisi niye açsınlar.. sorum size ey bu servisin üyeleri pardon mal mısnız? sizin yüzünüzden bizi de öyle sanıp aynı seviyede mesajlar atıyolar.. olum kendinize gelin lan..
oh rahatladım..

Ey Aziz Blog Dostlarım . .

yahu şöle bir baktımda diğer arkların blogları hey maşallah ulan. kendi blogumu okurken sıkıldım daraldım. süper eğlenceli olmuşlar .. benim içim geçmiş burda :(

serkanın (aysberg nigaa) blogunu okurken zaten ülkenin en sağlam mizah dergisini karıştırır gibi hissediyo insan kendini.
kişisel bok çukuruyla listeme eklenen yeni blog ki (
Rukneddîn Cevdet Kekremsi) deli eğlenceli olmuş.. ayrıca müthiş eser CEVAB VEREMEDİ yi canlı kanlı görme imkanı sunuyor.. şahsen çok heyecanlandım =)

yani sözün kısası beni okuyun ( beni okumak ?? ) sıkılır gibi olursanız ki olmazsınız da hadi belki bi nebze içiniz ezilirse önce bir datlı kaşığı aysberg nigga üsütüne bir kaşık ta kişisel bok çukuru öneriyorum.reçeteyi tersine uygulamayın bok pistir. bulaşırsa çıkmaz.. =)

hatta müjdeler olsun ki.. davulist / fingerling / mert ( her ne boksa artık) (bkz: bok) kişisi de çok yakında blog listemize katılacak , ortaya karışık sololar atacaktır..

edüt:
zuha geldi fingerling olarak aramızda.. nice boktan yazılara der selamlarım.. kurdelayı unutma. =)

31 Temmuz 2008 Perşembe

PÖFF

yapmam gereken bir ton şeyi sıraya koymuşken şu orasından burasından 30 kablo çıkan aletin kölesi oldum gene.. pc ye bi isim bulsam ya her seferinde başka bir betimlemeye ihtiyaç duymasam.. JACOB olsun adı :) işte banya yabacam, oda toplancak son 1 aydır, içerde biton işim var , film izlicektim vs vs vs.. ama geldm oturdum şu jacobn başına kaldım böle armuD gibi.. yrn da börtü gillerden süper bi hatunun toom gününe gitcem.. daa ne alcama karar veremedim.. (okuyamican nede olsa uyuyosundur yazabülürüm) ulan okimiyosun demi sen benim blogu neyse.. al birini vur ötekine ibişinkisi..napsam ya biyerlerden başlamak gerek.. hade gidym ben ..bok bok saçmalıyorum işte.. yalnızlık kötü be jacob.. dinlicek biri olmayınca :) çıkar gözünü be... gökyüzünde yalnız gezen yıldızlarrrr.....

edüt: sarı -yazdım sarıyıda hiç sevmem.. bu yazıyıda sevmedim..

28 Temmuz 2008 Pazartesi

******* METALLICA *******

izlediğim ilk metallica konseri üstümden muhteşem bir şekilde geçti.. konserden önceki gece uyuyamadım dün gecede uyuyamadım 48 saattir ayık bir rüyadayım.. bu gece deliksiz bir uyku çekme umudum var. hala şoku üzerimden atabilmiş değilim.. biletim yan tribünde olduğu için saha içindeki arkadaşlar kadar erken gitmeme gerek yoktu, öğlen 1 gibi çıktım gittim. 3 e kadar simitçi olsun burger kng olsun oyalandım.( tabi bireysel takılmıyorum bu kısımlarda arkadaşlarda var bencilliğin gözü kör olsun) 3 te kapı açılacak diye giriş yapacağım kapının önüne gidip içeri giren ilk 20 kişiden biri olmayı başardım :) girmeden önce kapıdaki tezahüratlara katıldım geçen otobüsleri durdurup ieçri metallica diye bağırdık, insanlar deli var diye tırstı :) sonra o karmaşada sıra filan kalmadı kalabağın ittirme kuvvetiyle kendmi tribünde buldum :) E oturduğum yerden sahne kabak gibi görünmekteydi yakınlıkta iyiydi. yani ent birşekilde bütün grubu görebiliyordum. ne çok geride nede çok sahne paralelinde olmadığım için bütün sahneye hakimdim. gel gelelim saha içi insanalrı susuzluktan ve sıcaktan bayılırken biz sadece oturmaktan sıkılmış ve bir bardak suyun 2 lira bir sandvçin 8 lira olmasından yakınmaktaydık.. 12 saat içerdesiniz ve bu da bünye yani .. bir konser bileti parasıda içerde harcattılar sağolsunlar. akşam üzerine doğru SWORD sahne aldı. grubu ilk kez dinliyordum, insan bi bakar alt grp bu nasıla cep der bi evde açar dinler demi yok. çok saygısız bir bünyem var. ama çok sevdim çok eğlendim. sahnede yarım saat bile kalmadılar üstelik. ki özellikle gitaristin performansına hayran kaldım ..
J. Kyle Shutt.. adını bile şimcik öğrendim. ama sahnede gitarla alenen sevişti , çalmadı adam gitarı ifaa etti .. :) güneşin azizliğne rağmen ( ki batmaya başlamış ve o yarım saat boyunca gözüme gözüme girdi) , karnımın açlığına ( ki arada koşup köfte ekmek aldım bi yandan amerikalı grupla kafa sallar gibi yapmaya çalşıp bi yandan inegöl köfte yemeye çalışmak büyük bir zanaat :).. neyse sword sahneden indiğinde doymuştum ve güneş batmış gibi birşeydi.. en azından görünmüyordu.. daha sonra PENTAGRAM çıktı ki söze ne hacet mükemmellerdi.. gerçi yahu yaşlanıyo mu bunlar bi yavaş geldiler bana gibi münasebetsiz yorumlar yaptım konser esnasında oda benim şerefsizliğim olsun :) yanımdaki 2 tane güvenlik görevlisi ne Sword ne Pentagram ne Metallica ne rock ne metal hiç birşeyden hoşnut kalmıyor anlamıyor ve sıkılıyorken Pentagram uzun ince bir yoldayım diye girdi şarkıya..
işte o anı o ifadeyi görmeniz gerekirdi. yanımdaki güvenlik sigarasından bir nefes çekti ve yavaşça arkasındaki diğer güvenliğe dönerek vaaayy dedi.. adam kendinden birşeyler bulduğunu sanırken bateri ve elektro şarkıya eşlik etmeye bizde böğürmeye başladık.. o dumur anı o güvenliğin bundan sonraki bütün hayatını etkileyecek eminim :) pentagramda yaklaşık 45 dk sahnede kalıp bizi coştrduktan sonra bulunduğum yerden sıkılıp tam sahnenin pareleline gittim. bütün tribün bizimmiş gibi davranıyordum ama karışan edende yoktu. işte o sırada DOWN çıktı. pek hayranı olmamakla beraber gene sevmedim yahu :) vokal bi kere çok artizdi. arkamdakiler kendini yırttı 'phiilllll' diye bi dönüp bakmadı duyduğu halde.. e duymasa çüş yanındayız ulan.. :) ammmaaa sonra sahne önündeki pankart açmış gençelri sahneye çıakrttı. özellikle sarı tşörtlü bir çocuk vardı ki çıldırdı yahu orda.. bizde sevindik .. o artık o anı hiç unutmaz.. süper oldu.. ulan James de beni alsaydıya yanına neysehh bidakine artık.. sonra bunalrda indi.. esas bekleyiş başaldı tabii.. saat 10 a doğru artık tribnler ve saha içi olalrak sıkılmıştık ki birden bizm tribün kendi içinde meksika başlattı. ilk başlayanları öpesim var.. deli gibi 6-7 tur bütün stad meksika dalgası yaptık.. acayip eğlendik. bence metallica bile izlerken eğlendi durun oğlum az daha yapsınlar çok hoşlarına gitti biraz daha geç çıkalım dediler :) sonra birden bütün ışıklar söndü.. o anda delii bir çığlık bir alkış bir kıyamet sahne ışıkları yandı veee METALLICA !!!! ilk şarkıya girdiler.. nakaratta baktım ki kendi sesimi duyamıyorum.. dedim herkes söylüyo ondandır. . enstrmantal yerlerde konşmaya çalıştım fakat o da ne sesim çıkmıyor..
sen deli gibi bağır ilk 5 dakkada sesi tamamen kapat. boğazımda ilk defa böyle bir ağrı ses yok görüntü çökmüş böle moral bozukluğundan sanki 30. yaş günümü kutlar gibi bir ifade yüzmde.. 5 şarkı kadar çıkmadı sesim sonra birden bağırırken yerine geldi :) 'Master of Puppets' ve ' Sad But True' muhteşemdi. konser şovları ve enerjileri mütişti.. şuanda hiçkmse beni James in 1963 doğumlu olduğuna inandıramaz o derece..
bir an ulan bütün
grpalrı salla esas müzik buymuş be artık başka bişi dinlemicem dedim konserde.. dev ekranlar sağolsun sivilcelerine kadar gördük.. gitarlara hasta oldum.. dönüp dönüp değişiyorlardı ama en çok siyah beyaz olanı sevdim :) davul kıpkırmızı ışıl ışıl parlıyodu filan.. arada bir şöyle bi stada bakıp gurur duydum kendmden iiiki gitmişim dedim.. şu manzara herşeye değer.. ki onalrda memnun kalıp yine geliceklerini açıkladılar.. sahnenin arkası hariç adım atıcak boş yer yoktu stadda..olağan üstü bir konserrdi, bir daha gelirlerse kesinlikle sahne önü bileti alınması gereken bir grup.. ayrıca tekerlekli sandalyeli bir genç gördüm ki onunda enerjisine ve yaşama sevincine ahyran kaldım.. onla r için bir platform kurulmuştu ve çaprazımda kendinden geçmekteydi ona da helal olsun :) ben artık uzanimm birazcık.. aklıma geldikçe yazarım bişiler :)

27 Temmuz 2008 Pazar

0 YORUM

acayip içimi burkar bu durum benim sen bilmezsin ama.. her yazıda 0 yorum.. hayır biliyorum 3-5 okuyanım var..çünkü msnden eleştiriliyorum..ulan msnden yazmayın şuraya tıklayıp yazın bi zahmet be.. yada hiç ses etmeyin alalaaaa.. adamın asabını bozmayın.. seviorum sizi .. :)

26 Temmuz 2008 Cumartesi

SON SAATLER

ehehehehe.. Metallica yı dünya gözüyle göreceğimi umarak gün sayıyorum. Ki derken saatler kaldı.. ay napsam sabahtan mı gitsem kapı açılışına mı yetişsem diye muallaklar içindeyim hala.. ne giycem bide o var :) görebilcemmi cidden o bile muallak binlerce kafa olucak etrafta ;) umarım daha iyi manzaralar bulup sahneye bakmaktan vazgeçmem.. yapmadığım şey değil, napim dikkatim çabuk dağılıyo :) ( yemin ederim ayığım bunları yazarken ?! ).. neseee yrn muhtemelen halim olmaz da pzt konserin bi özetini geçerim ..

25 Temmuz 2008 Cuma

Farkediyorum ki ne zaman kahveyi bıraksam ( denesem ), yeni bir blog açıyorum.. birşeyler yazıyorum.. sonra bir süre böyle gidiyor bu ( max 1 hafta hep). sonra bir bakıyorum ki sık kullanılanlar listem blog arşivi olmuş.. girmeye çalışıyorum tek tek.. şifreleri bile hatırımda değil , neyse ki küçük bir not defterim var her üyeliğimi işlediğim ( ki bu bana yaşlı hissettiriyor). bakıyorum bir şifre denkliyorum ordan giriyorum bloga of bunlar ne , ne diye yazmışım ki bunları deyip siliveriyorum herşeyi.. huzurla kapatıp çıkıyorum sayfadan : ) ama yeter dedim bu sabah (5:40) artık yeniden üye olacak mail adresim bile kalmamış.. bunu seçtim içinden ( pikacuuu!!!!) bir süre daha buna birşeyler karalamaya devam edicem.. böyle boş boş yazıcam açıkçası.. arada kafiyesiz şiir olsun manasız düz yazı olsun karaladığım olur ama gerçek kağıtlara.. sadece kendimle paylaşırım ( ki denedim kimse bişey anlamadı, anlamadığı bir şeyi de niye sevsin insan :) çünkü bir tek ben anlam kazandırabilirim o devrik cümlelere ..

Bu arada yazının başında tek cümleyle geçtiğim ciddi bir problemim var.. KAHVE.. evet yine bıraktım.. o beni öldürmeden, ele geçirmeden ben müdahale edeyim dedim.. ki zaman farklı , mekan farklı , artık ben bile farklıyım aslında ama vücudumun kahve yoksunluğunda verdiği tepkiler hep aynı.. tekrar yazmaya bile gerek yok başı 'Kahvemle Beni Yanlız Bırakın' başlıklı yazımla aynı.. tek umudum sonunu farklı kılmak şuanda ;) yoksa başarı büyük ; bugünle beraber ( ki ben günleri tersten yaşıyorum..misal şuan gece olmuş gibi uyku vaktim geldi..) tam 8 gün oldu dolu dolu.. hiç mi kaytarmadım? - evet bir kez soğuk sütle yapılanlardan içtim.. off valla kokusu burnumda :)
neyse.. uzar gider.. de yazamıycam..zira karnım acıktı, ama fitim, spor yaparım , kalori yakarım, yemek olmaz uykuya gider ayak .. Çok yakın bir arkadaşımla iddiaya girdim( okurken anla neler çektiğimi DENİZ.. hisset.. :) eylüle kadar bana çizdiği sınırda olursam ne istersem alacak .. çirkefim aldırırım :) burdan da yayınlarım işallah ..

28 Şubat 2008 Perşembe

KAHVEMLE BENİ YALNIZ BIRAKIN...


Anladım ki benim bünyem kahveyi bırakamicak.. bende yeniden başladım.. bir haftalık sancılı ayrılıktan sonra bugün 5. fincan nescafem elimde hasret gideriyoruz. Ne baş ağrısı kaldı , ne sıkıntı ne bulantı.. şıpppp kafein geldi turp gibi oldum. bilmiyorum böle bi bağımlılık bi hastalık var mı??
yoksa da bende kesin var... böle garip bi huzursuzluk 1 haftadır aşırı baş ağrıları , hiç huyum olmadığı halde demlik demlik çay içmeler , sürekli tıkınıp aşırmalar ( bu huyumdu gerçi kamçılandı daha da) ayyy dedim bayılıcam bi gün dahi dayanamicam.. yaptım nescafemi sabah kavaltıda (kahvaltı dediğim saat 2-3 civarına denk gelio bende).. sora ikindide sanırım bi tane daha .. akşam yemeğinden önce bi tane daha , yemek sorası .. şimdi derken 5 fincan oldu bi huzur kapladı benide. daha gece uzun günlük limitim 10 fincan.bağımlılık da sayılmaz hani fazla aşırıya kaçmıyorum :)
ki bazılarının uykunu kahve kaçırıyo bırak demesine rağmen gördüm ki kahvesiz hiç uyunmuyo..eskiden en azından sabaha karşı sızardım..bu aralar oda yok 24 saaat kusursuz bir uyanıklık hali.. uyusam rüyamda görücem kavuşucam kahveye yokk oda yokk...neysee vatana millete hayırlı olsun bir facia daha erkenden önlendi... kahveye başladım :)
ki yararlıdır tavsiye ederim... ahada bi gazatenin sitesinden arak yaptım :
KAHVE: Günde iki fincan kahve, özellikle orta yaşlardan sonra görülen Parkinson ve Tip-2 diyabete karşı vücudu koruyor. Kahvede bulunan kafein maddesi, diyabete yakalanma riskini yüzde 35 azaltıyor. Ayrıca ağrı kesici özelliği de bulunuyor. Ancak kahveyi mutlaka kalsiyum deposu olan sütle için. Böylece kafeinin kemikleri zayıflatmasını engellemiş olursunuz.

17 Şubat 2008 Pazar

FUL YAPRAKLARI

İstanbul Devlet Tiyatrosunda halen oynanmakta olan harika bir oyun.. Ben gitmekte baya geciktim ama görmeyenler varsa şiddetle tavsiye ederim... Oyunculuk muhteşem. olayın içinde kaybolup gidiyorsunuz.. ve o kadar içe işleyen cümlelerle örülmüşki..bu oyunu mutlaka görün ...

"Anne fuller yavru fullerini göremeden ölürler, asla yavrularının kokularını duyamazlar...Çünkü bir yavru fulün açması için önce anne ful solmalı , dalından koparılmalıdır!.."

"aşk, hoşlandığınız bir bedene hayalinizdeki kişiyi yerleştirmenizdir. zamanla o bedene alışır, o kişinin ise aslında hayaliniz olmadığını, hatta uzaktan yakından alakası olmadığını görünce nefret etmeye başlarsın karşındakinden hayalindeki kişi olmadığı için."


TANRI BİZİ SINIYOR !!...
NİYE SI
NASIN Kİ BİZİ TANRI..BAŞKA İŞİ Mİ YOK ...??

-" ben hem rasyonal nihilist hem de dini bütün materyalistim "


" r: tanrı'nın da işi zor valla, allah kolaylık versin ona.
-kime?
r: tanrıya "

-" günahlarını sevmese insan niye sürekli günah işler "


-" İnsan dediğin nedir ki .. Hepimiz basit karbon taneciklerinden oluşmadık mı?"

12 Şubat 2008 Salı

Can Yücel`in MAL BEYANI


1-Avsa adasinda üç daire, dört üçgen,bes dikdörtgen
2-Gökyüzünde bi bulut
3-Bitlis'te beş minare

4-Biri yazlık, biri kışlık iki platonik sevgili

5-Büro mobilyası ve çelik kapı üreten bir fabrikanın öğle üzeri yaslanıp sigara içilen beyaz duvarı

6-Islıkla da çalınabilen dört anonim türkü 7-Palandökende bir palan, iki döken
8-Kastamonu'da üç kasto

9-Üç fay hattı

10-Bir çarsamba, iki persembe, üç cuma

11-Dünyada mekan

12-Ahirette iman

13-Denizde kum

14-Uzayda yerçekimsizlik

15-Bi çuval gazoz kapagı

16-Bi kibrit kutusu sigara izmariti

17-On sekiz saç biti

18-Biri ingilizce 6 adet küfür

19-Yirmi tane bos naylon poşet

20-Sevenlerin kalbinde kurulmus bir taht

21-Bi sürü saç sakal, kil, tüy, yün

22-Üç ayri parkta üç ayrı belediyeye
ait üç ayrı banka reklamlı bank

23-Bi ayakkabı çekeceği
24-Iki büyük taş kütlesi

25-Bir adet agaç gölgesi

26-Üç kuş kanadı sesi
27-Bi sürü kedi köpek
28-Bi marmara denizi
29-Camına yaslanip seyredilen iki piliç çevirmeci
30-Her aksam karıştırılan dört çöp bidonu
31-Çalıp çalıp kaçılan bes melodili apartman zili
32-Nakit 15 kuruş
33-Anne babadan kalma yarısı yasanmış bi ömür

Başlangıçlarr…..

Hayatın bir döneminde sıfırdan başlamalı insan

Başlamak bitirmenin yarısıdır ya

Bir dönemi bitirip , tekrar tekrar başlamalı hayata!

İlk adım gibi heyecan ve korku vermeli her yenilik.

Sıfır kilometreden tekrar gaza basmak ta ki ilk kırmızıya kadarrr .

Ve sonra yeni baştan

Adım adım çıkmalı bütün basamakları.. Manzara nefes kesene dek..

Kazanmak için oyunda kalmalı insan , yada daha az kaybetmek için masadan kalkmalı yeri gelince.

Kendi için yaşamaya başlamalı önce

Aynada kendini görmeli , olmak istediği kişiyi değil.

…………………

Ben bugün küçük bir başlangıç yaptım !!

Bahane arayan varsa .. buyrun sıra sizde..


. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .