Kullanma Klavuzu Aptallar için Değildir !

Size; hayat görüşünüzü değiştirecek, aklınızı başınıza getirecek hiçbir şey vaad etmiyorum.. Aksine benim görebildiğim kadarını görecek, bildiğim kadarını okuyacaksınız.. Yani buradaki herşey bulanık bir beynin saçmalıkları aslında.. Oysa ki saçmalıklar, hayatımın en manalı parçalarıdır.. Karmaşık aklımın şuursuz çırpınışlarıdır..

müzik rahatsız ediyorsa sağda stop [amelie (II)] çubuğu var..
yazıların altında çak bi yaldız köşesi var ki oy verebilesiniz..
Yazılarda farklı karakterli/renkli kelime, altı-üstü çizili kısım varsa muhtemelen tıklayınca görmeniz gereken bir fotoğraf veya link açılıyordur.. Click başlıklı bağlantılardan diğer sitelerime geçiş yapabilirsiniz..
Sayfanın en sonuna indiğinizde ise seçtiğim fotoğrafçıların portfolyo linklerini ve rasgele fotoğraflarının olduğu bir galeri bulacaksınız..
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

21 Kasım 2009 Cumartesi

" Bayandan Temiz Virüs "


Dereceyi sallıyorum.."Düşmüyo anne bu ya of yoruldum". Bütün gün laboratuvarda ayatakta inleye inleye geçirdiğim 4 saatin acısı akşam üzeri şiddetlenerek artıyor. Ateş, baş ağrısı değil beni yıldıran vücudumdaki bütün eklem ve kasların ağrısı.. Öksürük şurubunu kafama dikip böğürtlenli kıvamının tadını çıkarıyorum.. Hastalığın en güzel yanı işte bu.. Annem zorla dereceyi sokuşturuveriyor ve annelik görevini yapmaya başlıyor : " Sen gez böle mini mini tişörtlerle taytlarla daha çok hasta olursun, ne bir baklagil ye ne bir ıspanak ye, bütün meyveler çürüsün , sen sabahlara kadar pc başında dur, sonra kitap oku bide uyuma." Valla insan hasta olacam diye korkuyor, tam da en çok ilgiye ihtiyacınız olduğu anda bi yarım gün (en azından) azar yeme süreciniz var çünkü.. "38,8" diye sesleniyorum.. hemen soğuk duşlar ateş düşürücüler.. 1 saat sonra hastalık boyut değiştiriyor ve isalden kıvranıyorum, kas ağrılarım, ateşim, baş ağrım, üşümem derken her bir yerim ayrı kasılıyor.. Annemi doktora gitmeye ikna etmeye çalışıyorum.. Kendisi yüzyıllardır hastanede çalıştığından ateş düşürü iğne yapıcaklar, buz banyosuna yatırıcaklar diyiveriyor o anda çark ediyorum :) Fakat yarım saat sonra halim kalmıyor hastaneye yatırın beni demeye başlıyorum.. Bu seferde annemden ilginç bir tepki geliyor " ay karantinaya filan alırlarsa domuz gribi diye görüştürmezlerse, olmaz gitmiyoruz"  tam aha annem sıyırdı beni ölüme terketti derken tanıdık doktorları aramaya başlıyor.." bak öle karantina filan uygulamıyosunuz değil mi ona göre getircem? "


Bir kaç saat sonra ağrı kesici, ateş düşürücü, öksürük şurubu, mide bulantısı ilacı, isal ilacı ve antibiyotiklerimle yatağın ortasında oturuyorum.. O ana kadar çektiğim ağrılara karın ağrısı da eklenmiş durumda ve gözbebeklerimi yukarı ve çok fazla sağa çevirdiğimde midem inanılmaz şiddetli bulanıyor.. İlaçların etki etmesi sabah 8,30'u buluyor ve ben ilk defa tek başıma yataktan kalkıp yüzümü yıkıyorum.. Döndüğümde toplam 15 adım olan yolum beni 5 km koşmuşum gibi yoruyor ve nefes nefese dakikalarca tavana bakıyorum yattığım yerden.. Ağır hasta olanların sürekli yorgun olması, hiçbir şeyi yapamamaları durmunu ilk defa anlıyorum.. Bu yorgunluğun etkisiyle ateşim tekrar fırlıyor.. Ve gün boyu bu işkenceyi çekiyorum tekrar tekrar akşam 8'e doğru ancak kendime geliyorum ve aklıma cin gibi bir fikir geliyor..

"BAYANDAN TEMİZ VİRÜS.."

Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, insanoğlu hastalığı fırsata çevirmeyi herşeyden iyi başarıyor.. En basitinden bi yeriniz kesilince taktığınız ten rengi yarabantlarının yerini çoktan kıyafetinize uygun desenli renkli yarabantları aldı.. Bu H1N1 vakaları yaygınlaşmaya başladığından beridir de bi maske çılgınlığıdır gidiyor.. 1 liralık maskeye iki boya sürüp üç desen çizip 10 liraya satan firmalar mı ararsınız, özel tasarımcılara yaptırılan maskeler mi ararsınız.. Günde 2-3 maske değiştirmenin gerekli olduğu düşünülürse köşeyi dönmek an meselesi..Peki ya mandalinaların başına gelenler.. Doktorlar bol C vitamini tüketin diyor diye 2 liralık mandalina 5 lira olup bir de gıda boyasıyla koyu turuncuya boyanıp vitamin ! vitamin ! diye bağıra bağıra sofralara geldi..


E ben niye duracakmışım, üstelik toplumun refahı ve sağlığı söz konusu iken ! Domuz gribi aşısını yaptırsak mı yaptrımasak mı tartışmaları sürerken hastalığa yeni bir boyut kazandırmayı hedefliyorum..sonuçta aşınında mantığı zayıflatılmış virüs iken kendi zayıf ve zencefil kokulu virüslerimi sizlere sunuyorum !

24 saattir 36 bardak zencefilli çay + taze sıkılmış GDO'suz meyve suyu ve bütün antibiyotiklere maruz kalarak affallamış , adeta yola gelmiş virüslerimi küçük paketler halinde satışa çıkarıyorum.. 14 yaş altına 1 paket yeterli olurken yetişkinlere 2 paket öneriyorum.. Böylece sizde bu hastalığı en kısa yoldan, hiç bir aşı yan etkisine maruz kalmadan,  yukarıda anlattığım iğrenç belirtileri yaşamadan, doktor doktor gezmeden, ölmeden atlatabileceksiniz.. Hadi ne duruyorsunuz arayın ve bana ulaşın.. Henüz küçük bir işletme olduğumuzdan pos cihazımız yok, bu yüzden ödemeleri sadece nakit kabul edebileceğim.. Ama ilk 24 saat içinde virüsün aptallığı geçmeden alırsanız %20 indirim var !!





25 Ekim 2009 Pazar

Kendinden Tiksinmek İstemek


- Bugün minibüste osurdum.. (sessizce oh)
- Demin çoraplarımı kokladım..
- Kırmızı sanıp çingen pembe bir etek almışım indirimden, etiketi üzerinde ve bariz pembe yazıyo..
- Odamda çöp değil "çöplük" var..
- Bakteriyel hastalıklara artık yakalanmıyorum, mantar , küf filan hepsine karşı bağışıklık kazandım beraber yaşadığımız için..
- Azına sçim demekten çok zevk alıyorum..
- Msn de BOK yazınca mutluluk hormonu salgım artıyo..
- "Ensest" kelimesini hakaret olarak kullanıyorum! anlamını ve manasızlığını biliyorum ama hoşuma gidiyor.. bence küfür olmalı ensest.. bir insana arkasında ulan ensest diye bağırabilmeliyim ! ki gerçi ben yapıyorum.
.
.

(devamı sonra, evet daha neler var neler.. )


24 Ekim 2009 Cumartesi

" İNSAN NEYLE YAŞAR ? "


Metronun turnikesinin önünde duruyorum.. Resmen her akşam bir turnikenin önünü işgal ediyorum.. Hiçbir zaman önceden "akıllı biletini" hazırlamamış biri olarak dakikalarca çantamı karıştırıyorum. Bir türlü gelemeyen biiip bip! sesi .. "işlem tamamlanamadı, tekrar" Hayatımda ne tamam ki?

Elinde akbili ile gezen insanlar var oysa.. "Lütfen kağıt para girişinizi yapınız. Lütfen akbilinizi tekrar dokundurunuz. Akbil yükleme başarıyla tamamlandı." Evet kahverengi mini etekli, sarışın kadının akbili dolduğuna göre meraklı gözlerimi üzerinden çekip yürüyen merdivene binebilirim..

Merdivenlerden inerken öpüşen bir çiftle kesişiyorum, gerçi beni görecek halleri yok ama kızın saçları siyah-beyaz ! [
( Belki bende bir kuyruk bırakıp beyaza boyamalıyım. (Bu arada turuncu-kızıl saçlarımı 2 hafta önce siyah yaptım ve bu konuda konuşmayı yazmayı bırak, düşünmek bile istemiyorum..) ]

Aklımda bugün yaptıklarım , yarın ve tüm hafta boyu yapacaklarım var. İşkolik/okulkolik bir insan değilim, asla da olamadım. Erteleme hastası biri olarak herşeyi üstüste bindirip, dümdüz hayatımı kaostan kaosa sokma ustasıyım sadece..

Üheeğğğğğğeeee diye bir ses çarşamba günkü planımı düşünmemi engelliyor..
(aslında çarşamba için bir planım olması gerektiğini dün farkettim, yani olsa süper olur, napıcam, aynı anda 36 farklı yerde nasıl olucam planlamalıyım biran önce) Üheeeeeğğğeeee ühüüüü sarışın bir velet bitkin sesiyle ağlıyor.. Bu afişleri toplarken duyduğum sesle aynı ton.. Son 15 dakikadır ağlamaktan sesi kesik kesik ama hırsıda takdire şayan.. "Ühüüü.. 18'ime girince kendim alcam üğüüü hemde gerçek kornalısından üğüğüğhhhh.."

Tanrım! (
evet yarabbim veya allahım değil bir tanrım! ) 21 yaşındayım ve 18'i geçeli asırlar olmuş gibi hissediyorum..Biri yaşımı sorsa 29 puçuk demek üzereyim.. Ve bu sabah "gerçek kornası olan araç" sınavına girdim. Bazı şeyler küçükken hayalini kurduğunuz güzellikte olmuyor. Sınav tam bir angarya mesela.. Güneşin altında kontrol sırasında beklerken 3 kez cafeye dönüp içeri alınmayan cihazları/kitapları bırakmak, sıraya hep en sondan tekrar tekrar girmek.. Kapı açılsın diye beklerken ehliyet isteğime 9 kez lanet ettim ve evdeki oyuncak vosvosumla ne kadar mutlu olduğumu hatırladım. Planlarımın 3 yıl gerisinde olan ben; hala ağlayan çocuğun kırmızı burnuna bakıyor ve seneye gerçek bir araba aldıracağını garanti ediyorum!

"Bu gece Venüste Y grubu.. Neptünde F grubu.. biletler cikletixte.."----"Tren geliyor.."----
(gelsin.)

Metronun hareketli reklam panosunda konser tarihleri dönüyor.. Gitmeyi düşünüdüğüm dün geceymiş, belki uğrarız ya dediğimde yarım saaat önce başlamış.. Zaten ben ters yöne gidiyorum..

Su yeşili metro koltuğunda oturmuş karşımdaki panoya boş gözlerle bakıyorum (
sanırım).
Anonsla irkilip, ilanı okuyorum; Anons : "İstasyon Levent" , İlan: "İnsan neyle yaşar?
"

Son 6 saattir ve son 10 gündür arkasında oturup insanlara gülümsediğim yazıya bakıp gülümsüyorum.. Sahi neyle yaşıyorum?

Açlık ve parasızlık sınırını zorluyorum şuan; 2 gündür duş almadım; çantamda 2 roman, yarısı yenmiş bir paket kaju fıstık, 4 uçlu kalem, 1 mp3 çalar ve sayısız baş/mide/böbrek/dalak/beyin/pankreas/ ilaçları var..

Minibüse vericek 1,25 kuruşu 10 dakikada bulup, yanıma oturan kadının parfümünü kokluyorum..

"Müsait bi yerde inecek var, heyyy müsayyyitt bi yerdeğğğeee" Melodik seslenişime si bemolle noktayı koymam oldukça işe yarıyor.. Gülümseyerek apartmana giriyorum.. İki üst kattaki komşunun 8 yaşındaki kızı; inanılmaz bir heyecanla yan dairemizdeki köpeği seviyor.. "Zeytinnnn Aşkımmmmm.."

Alt komşu kızı olarak anahtarı çeviriyorum, ve iyi akşamlar diliyorum.. O bilmesede ben 21 yıldır kimseye Aşkım demiyorum :)
[hayır kelimeyi sevmiyorum!
]