Dereceyi sallıyorum.."Düşmüyo anne bu ya of yoruldum". Bütün gün laboratuvarda ayatakta inleye inleye geçirdiğim 4 saatin acısı akşam üzeri şiddetlenerek artıyor. Ateş, baş ağrısı değil beni yıldıran vücudumdaki bütün eklem ve kasların ağrısı.. Öksürük şurubunu kafama dikip böğürtlenli kıvamının tadını çıkarıyorum.. Hastalığın en güzel yanı işte bu.. Annem zorla dereceyi sokuşturuveriyor ve annelik görevini yapmaya başlıyor : " Sen gez böle mini mini tişörtlerle taytlarla daha çok hasta olursun, ne bir baklagil ye ne bir ıspanak ye, bütün meyveler çürüsün , sen sabahlara kadar pc başında dur, sonra kitap oku bide uyuma." Valla insan hasta olacam diye korkuyor, tam da en çok ilgiye ihtiyacınız olduğu anda bi yarım gün (en azından) azar yeme süreciniz var çünkü.. "38,8" diye sesleniyorum.. hemen soğuk duşlar ateş düşürücüler.. 1 saat sonra hastalık boyut değiştiriyor ve isalden kıvranıyorum, kas ağrılarım, ateşim, baş ağrım, üşümem derken her bir yerim ayrı kasılıyor.. Annemi doktora gitmeye ikna etmeye çalışıyorum.. Kendisi yüzyıllardır hastanede çalıştığından ateş düşürü iğne yapıcaklar, buz banyosuna yatırıcaklar diyiveriyor o anda çark ediyorum :) Fakat yarım saat sonra halim kalmıyor hastaneye yatırın beni demeye başlıyorum.. Bu seferde annemden ilginç bir tepki geliyor " ay karantinaya filan alırlarsa domuz gribi diye görüştürmezlerse, olmaz gitmiyoruz" tam aha annem sıyırdı beni ölüme terketti derken tanıdık doktorları aramaya başlıyor.." bak öle karantina filan uygulamıyosunuz değil mi ona göre getircem? "
Bir kaç saat sonra ağrı kesici, ateş düşürücü, öksürük şurubu, mide bulantısı ilacı, isal ilacı ve antibiyotiklerimle yatağın ortasında oturuyorum.. O ana kadar çektiğim ağrılara karın ağrısı da eklenmiş durumda ve gözbebeklerimi yukarı ve çok fazla sağa çevirdiğimde midem inanılmaz şiddetli bulanıyor.. İlaçların etki etmesi sabah 8,30'u buluyor ve ben ilk defa tek başıma yataktan kalkıp yüzümü yıkıyorum.. Döndüğümde toplam 15 adım olan yolum beni 5 km koşmuşum gibi yoruyor ve nefes nefese dakikalarca tavana bakıyorum yattığım yerden.. Ağır hasta olanların sürekli yorgun olması, hiçbir şeyi yapamamaları durmunu ilk defa anlıyorum.. Bu yorgunluğun etkisiyle ateşim tekrar fırlıyor.. Ve gün boyu bu işkenceyi çekiyorum tekrar tekrar akşam 8'e doğru ancak kendime geliyorum ve aklıma cin gibi bir fikir geliyor..
"BAYANDAN TEMİZ VİRÜS.."
Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, insanoğlu hastalığı fırsata çevirmeyi herşeyden iyi başarıyor.. En basitinden bi yeriniz kesilince taktığınız ten rengi yarabantlarının yerini çoktan kıyafetinize uygun desenli renkli yarabantları aldı.. Bu H1N1 vakaları yaygınlaşmaya başladığından beridir de bi maske çılgınlığıdır gidiyor.. 1 liralık maskeye iki boya sürüp üç desen çizip 10 liraya satan firmalar mı ararsınız, özel tasarımcılara yaptırılan maskeler mi ararsınız.. Günde 2-3 maske değiştirmenin gerekli olduğu düşünülürse köşeyi dönmek an meselesi..Peki ya mandalinaların başına gelenler.. Doktorlar bol C vitamini tüketin diyor diye 2 liralık mandalina 5 lira olup bir de gıda boyasıyla koyu turuncuya boyanıp vitamin ! vitamin ! diye bağıra bağıra sofralara geldi..
E ben niye duracakmışım, üstelik toplumun refahı ve sağlığı söz konusu iken ! Domuz gribi aşısını yaptırsak mı yaptrımasak mı tartışmaları sürerken hastalığa yeni bir boyut kazandırmayı hedefliyorum..sonuçta aşınında mantığı zayıflatılmış virüs iken kendi zayıf ve zencefil kokulu virüslerimi sizlere sunuyorum !




