Related Posts with Thumbnails

Kullanma Klavuzu Aptallar için Değildir !

Size; hayat görüşünüzü değiştirecek, aklınızı başınıza getirecek hiçbir şey vaad etmiyorum.. Aksine benim görebildiğim kadarını görecek, bildiğim kadarını okuyacaksınız.. Yani buradaki herşey bulanık bir beynin saçmalıkları aslında.. Oysa ki saçmalıklar, hayatımın en manalı parçalarıdır.. Karmaşık aklımın şuursuz çırpınışlarıdır..

Yazıların altında çak bi yaldız köşesi var ki oy verebilesiniz..
Yazılarda farklı karakterli/renkli kelime, altı-üstü çizili kısım varsa muhtemelen tıklayınca görmeniz gereken bir fotoğraf veya link açılıyordur.. Click başlıklı bağlantıları da tıklamayı ihmal etmeyin. Ayrıca Yorum bırakmaktan tırsmayın mümkünse..

Fotoğraflarım için de bi zahmet tıklayıverin..


MusicPlaylistRingtones
MySpace Playlist at MixPod.com


~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

09 Aralık 2009 Çarşamba

cevaB

Selam gençlik :)
Ben yabancı dizi/film izliyorum evet hayvanlar gibi izliyorum. Tipik zevklerim var. Arada bunların dışına çıkıyorum ve hiç alakam olmayacak filmler izleyip bakıyorum. Kimisini beğeniyorum, kimisini beğenmiyorum ve bunu dile getiriyorum. Takdir edersiniz ki buralar böleee benim. Kendi sayfamda sadece kendi fikirlerimi yazıyorum.. Şöyle ki; " 500 Days Of Summer / Let The Right One In"    başlıklı yazıma çok ilginç bir yorum gelmiş. Yorumu yazının altından sildim, ve aşağıda okuyacaklarınızı kişiye e-mail olarak atacaktım. Fakat düşündüm ki aynı şeyleri düşünen insanlar olabilir ve tek tek cevap vermektense tüm içtenliğimle yazdığım şeyleri genelde paylaşayım. Yorum atanın kim olduğunu bilmiyorum, sildiğim yorumu mailimden bulup direk aynen yayınlayıp altına da cevabımı ekliyorum. Her iki türlü de düşünenler okuyup huzura ersin ve o arkadaş okuyup özümsesin istiyorum. teşekkürler...
 -------------------------------yorum----------------------------
(aynen eklendiği gibidir, tek harf değişikliğe uğramamıştır.)

allahım tesadüfen aşkın 500 gününü yazdığını görünce okuyayım dedim :S keşke bakmasaymışım aşkın 500 günü son zamanlarda ki en güzel filmlerden bi tanesi. iki filmide anlayamamşsın çok yazık yok gönderme berbatmş başka bi yönetmen çekseymiş :S tipik bi amerikan aşk filmi bile değilmş sen bunları istiyosan zaten git başka bi filmi izle ve hemen unut bu filmi

let the right one ine gelince sen bu filmi kesnlkle anlamamşsın yahu bide otuurp vasat diye yazı yazıyosun filmle ilgili :D cok komiksin o filmdeki aslında kız değil o babası dediğinde babası değil zaten iyi bir film izleyicisi olsan bu ayrıntıları görürdünde takıldığım nokta bide anlamadan eleştirmen :D e ne diyeyim böyle dandk eleştirilere fazla bile cevap verdim ama olsun

ps. verdiğim yazıyı bir oku bence
http://www.otekisinema.com/?p=2063

-----------------------------------------------------------------------------------------------
Meltem;
Bloguma yazdığın yorumu okudum, sonra gönderdiğin yazıyı da okudum. Ve yorumunu silmek durumunda kaldım. Sebebi ise nasıl yorum yazılacağını, kişiye nasıl hitap edileceğini çok iyi bilmemen. Üzgünüm ama statün, yaşın, cinsiyetin ne olursa olsun karşındaki kişinin fikrine katılmıyorsan bunu düzgün cümlelerle yazıya geçirirsin.Konuşma dili ile yazı dili arasındaki farkları açmama gerek yok sanıyorum. İnsan kendi sayfasında, kendi ortamında istediği gibi davranır belki ama başkasını kişisel olarak eleştiriyorsan bir dönüp okumanı tavsiye ederim. Çünkü sen ne filmi savunmuşsun ne yorum yazmışsın direk bir kişisel saldırı gerçekleştirmişsin.
Sürekli Film eleştirisi yazan bir insan olmamam film izlemediğim anlamına gelmediği gibi bu tarz insanların bayıldım, ayıldım dediği filmleri daha önyargılı izliyorum. Daha büyük beklentilerle izliyorum ki bunca insanı ortak bi noktada nasıl birleştirmiş göreyim.

İtham ettiğin şey filmi anlamamak, ama kastettiğin şey seninle aynı pencereden bakmıyor oluşum aslında. Milyonlarca insanın sevmiş olması dahi o filmin benim için iyi olacağı anlamına gelmez.Ki sende yazında başka bir film için bunu dile getirmişsin. Yani aynı fikirdeyiz, benim sevmeme, vasat bulma, daha iyisini bekleme nedenimi sorgulamadan anlayabiliyorsun demekki.Sorun senin yüksek beğenini kazanan birşeyi sevmemiş olmamdan kaynaklanıyor sanırım.

Gelelim filmlere ki aşkın 500 günü; gişesi, puanı ne olursa olsun yavan bir film. Klasik bir aşk hikayesine gün sistemiyle değişiklik katılmış, izlediğin aşk filmlerinin %80'inde olacak sıradan şeyler oluyor. Benim beklenti fazlalığımı karşılayamıyor ne yazık ki. Zaten sevdiğim bir tür olmadığı için de beni memnun edecek çekicek ekstra bir şey bulamadım.

Vampir filmi ise ; yine "BENCE" gereğinden fazla anlam yüklenmeye çalışılan, küçük çocuk üzerinde ki saflıkla aşkı, duyguyu işleyeceğim diye kasılan bir filmdi. Gerçekten bu denli kendine güvenerek izleyip de hiç bir kusur bulmamış ve toz pembe bir yorum sunmuş bir yazıyı göndermene inanamadım. Yazıyı okumaya başladığımda gerçekten sağlam başka eleştriler okurum diye umdum fakat, sanki filmi çeken kadro yazmış gibi 4X4 lük bir övgü okudum.Benim eleştirimi beğenmeyip uzman bir eleştiri yazısı göndermişsir diye umdum.
Filmin işleyişi bana gereksiz yavaş ve duygu yüklemeli geldi. Birileri tapmış olsa bile çok daha iyi çekilebilecek bir filmdi.

Tabi ki blog yazarken aman efendim işte şu sahne böyle çekilmez, orda o ışık yanlış, aman bu adam iyi oyuncuydu o oynasaymış gibi eleştriler yazma gibi bir tarzım yok. Çünkü ben sinema eleştirmeni değilim.
Filmi zaten sıkılarak zar zor izledim, sevemedim ve blogumda da geyik yaparak yazdım..  Ki her yazımda bu şekildedir, bu benim yazarken kullandığım dil. Bunu yanlış algılayarak bu kadar çok yüklendiğini düşünüyorum. Hakkımda da aman işte bişeyden anlamaz, izlemiş Twilight bebesi gibi yorumlar yazmış, sallaya sallaya ahkam kesmiş gibi bir önyargı oluşmasını istemem. Orayı eğlenmek için kullanıyorum, ve eğlenmediğim şeyleride uç noktalarda belirtiyorum. Blogun en üstünde  de yazdığı gibi tamamen kişisel, kendi saçmalıklarımı dökebileceğim, sadece benim fikirlerimi içeren şeyler okuduklarınız.. imdb nin o filmi alıp 1. yapması, yere göğe sığdıramaması dahi beni ırgalamayacaktı sonuçta. ki kaldı ki o 250'lik listenin bir çoğunu izledim fakat benim ilk 10'unmdaki filmlerin çoğu orda yer almıyor. Genelin sevdiğini sevmek zorunda değilim, fakat sen ve diğerleri buna saygı duymak durumundasınız. Çünkü medeni toplumlarda insan ilişkileri bu şekilde ilerler. Bu kadar uzun yazma sebebim gerçekten doğru ifade edebilmek.. yoksa "sensin dandik, sen anla güzelim ben böyle iyiyim, ne izlediğimi ve ne beklediğimi  bilioyorum" der çıkarım işin içinden.

05 Aralık 2009 Cumartesi

2'li film kritikleri yazmak hoşuma gitmeye başladı.. Birbiri ile tamamen alakasız gibi görünselerde vasat birer film olmaları aslında en büyük ortak noktaları..

"Aşkın 500 Günü" olarak çevirilen film ne aşk filmi ( ki filmde de bu bir aşk hikayesi değildir gibi bir ibare var), ne bir ayrılık filmi..
Romantik komedi olarak geçiyor türü fakat gerçekten zevk alınacak şöyle yağmurlu bi akşamda sıcak şarap eşliğinde izlenilecek eğlenceli ve hüzünlü bir film falan değil. Filmdeki tek ilgi çekici şey günlerin anlatımının karışık sıralamada bir sayaçla gösterilmesi.. Senaryo belki daha iyi bir yönetmen, daha iyi bir oyuncu kadrosuyla daha izlenilebilir olabilirdi.. Sırf son gün neler olduğunu merak etmekten sıkıla sıkıla izledim filmi.. Bir de baktım ki zaten başından sonu belliymiş.. Bazen öyle sıkıcı filmler izlersiniz ki sonunda ki tek bir sahneyle bütün filmi unutup vay be ne filmdi diyecek akdar sizi şaşırtır, hoşunuza gider. Ama bu filmde gerçekten hiçbirşey yok.. Tipik bi amerikan aşk filmi bile değildi malesef.. Hele ki filmdeki isimlere yapılan gönderme (yaz [summer]-sonbahar [autumn]) gerçekten berbatında ötesindeydi.. Bunun son sahne olmasıyla yaşanan hayal kırıklığı ise paha biçilemez..Imdb nin vermiş olduğu 8,1 puana kanıp izlemekte cabası..

Bir diğer film ise  İsveç yapımı olan   "Låt Den Rätte Komma in"(Let The Right One In).
Fransız filmi sevenlerin belki sevebileceği bir tarz.. 10 dakiaklık bir sahne, sadece kar var, yürüyen bir çocuk var, kurulan 3 cümlenin kelimeleri arasında bile 3 asır var.. Film ortalama bir sürede olmasına rağmen sanki 5 saat sürmüş gibi hissediyorsunuz bittiğinde.. Aslında bu kimilerinin hoşuna gider, hatta bazen benimde.. Ama film tamamen saçmalıklardan oluşan bir vampir filmi. Vampir olan küçük , çirkin bir kız.. onun için birilerini öldüren bir baba(sanırım babaydı)..
Aynı yaşlardaki küçük sarışın pasif bir çocuk.. Ki filmi sonuna kadar 3 parçada da olsa izlememin tek sebebi bu çocuktur.Sebebi bariz belli sanırım :D
Filmin geri kalanından 1-2 cümle örnekleyeyim:
-Harika sen bir vampir misin? ( çocuk kızın vampir olduğunu öğrenir, hiç bir şaşırma eylemi yok)
-Kalk ordan orası benim yerim, şimdi. ( küçük kız babasına)
-Sanırım o kız bana da bulaştırdı bunu. ( kızın ısırp öldüremediği yaşlı bunak bir kadın)


Aynen yukarıda okuduğunuz 3 cümle kadar saçma film..
hele 2 sahnesi vardı ki tamamen sabah programı zırvaları tadında..
1. Kızın çocuğun evine davetsiz girdiği sahnede bir ziyan bir kolpaydıki görülmeye değer.. (vampirler evlere izinsiz giremez)
2. ise yaşlı kadının güneş odaya girince termik santral gibi tutuşup patlaya patlaya yanması..(bkz) kaç litre benzin döktüler merak ediyorum.. hastane havaya uçacaktı..


Neyse size iyi seyirler..
Yanlız isveç bebeleri çok şirinler öle böle değil.. :)

26 Kasım 2009 Perşembe

ONCE / POWDER BLUE


Günlerce evde hasta yatınca insan bütün kaynaklarını tüketiyor evet..
Bu kaynaklara evdeki mandalina stoğuyla beraber bilgisayardaki filmler de dahil. Gerçi ben nefes aldığım sürece bilgisayarım hep download konumunda bekler beni.. Ama tüm yabancı dizilerin son bölümlerine dayandım ve filmlere sarmaya başladım yeniden.. Dün Powder Blue   izledim mesela bugün de daha güzel bir film olan Once .. hastalıktan mıdır, ateşten midir nedir bir romantizm çöktü.. 

Powder Blue imdb de 6,5 puan almış 2009 yapımı ilginç bir film. Başta birbirinden bağımsız olan 4 karakterin hayatını yolları kesişene dek izliyorsunuz.. Karakterlerden biri striptizci bir anne, bir diğeri cenaze levazımatçısı genç bir çocuk, diğeri dini bırakmış bir papaz, sonuncusu ise hapisten yeni çıkmış yanlız bir adam.. Tam bir evde oturup battaniye altında tıkınırken izlenilcek film.. ama çok büyük beklentiler içine girmeye gelmez.. özellikle son dakikalarındaki yaşam ötesi çayır çimenlik denizlik dandik sahneler..


Once ise çok daha farklı çok daha narin bir anlatımla 2 başka insanın aşkını ve mücadelesini sahneliyor..İrlanda sokaklarında çekilen filme imdb 8,1 puan vermiş .. 2 ana karakterden biri sokakta çiçek satan, evlere temizliğe giden piyano çalan  Çek kızı.. Diğeri vakumlu süpürge tamircisi olan muhteşem besteleriyle sokakta çalgıcılık yapan bir gitarist.. Aşk bu iki insanın arasından çok geçmiş hayatlarında .. Ve film müzikal tadında bir drama, mutlaka izlenmeli .. Ayrıca 2 filminde müzikleri harika.. Powder Blue biraz daha hareketli, dans müzikleri içerirken, Once blogumda üstte çalan playerda da dinleyebileceğiz süper sakin, romantik şarkılarla dolu..


21 Kasım 2009 Cumartesi

" Bayandan Temiz Virüs "


Dereceyi sallıyorum.."Düşmüyo anne bu ya of yoruldum". Bütün gün laboratuvarda ayatakta inleye inleye geçirdiğim 4 saatin acısı akşam üzeri şiddetlenerek artıyor. Ateş, baş ağrısı değil beni yıldıran vücudumdaki bütün eklem ve kasların ağrısı.. Öksürük şurubunu kafama dikip böğürtlenli kıvamının tadını çıkarıyorum.. Hastalığın en güzel yanı işte bu.. Annem zorla dereceyi sokuşturuveriyor ve annelik görevini yapmaya başlıyor : " Sen gez böle mini mini tişörtlerle taytlarla daha çok hasta olursun, ne bir baklagil ye ne bir ıspanak ye, bütün meyveler çürüsün , sen sabahlara kadar pc başında dur, sonra kitap oku bide uyuma." Valla insan hasta olacam diye korkuyor, tam da en çok ilgiye ihtiyacınız olduğu anda bi yarım gün (en azından) azar yeme süreciniz var çünkü.. "38,8" diye sesleniyorum.. hemen soğuk duşlar ateş düşürücüler.. 1 saat sonra hastalık boyut değiştiriyor ve isalden kıvranıyorum, kas ağrılarım, ateşim, baş ağrım, üşümem derken her bir yerim ayrı kasılıyor.. Annemi doktora gitmeye ikna etmeye çalışıyorum.. Kendisi yüzyıllardır hastanede çalıştığından ateş düşürü iğne yapıcaklar, buz banyosuna yatırıcaklar diyiveriyor o anda çark ediyorum :) Fakat yarım saat sonra halim kalmıyor hastaneye yatırın beni demeye başlıyorum.. Bu seferde annemden ilginç bir tepki geliyor " ay karantinaya filan alırlarsa domuz gribi diye görüştürmezlerse, olmaz gitmiyoruz"  tam aha annem sıyırdı beni ölüme terketti derken tanıdık doktorları aramaya başlıyor.." bak öle karantina filan uygulamıyosunuz değil mi ona göre getircem? "


Bir kaç saat sonra ağrı kesici, ateş düşürücü, öksürük şurubu, mide bulantısı ilacı, isal ilacı ve antibiyotiklerimle yatağın ortasında oturuyorum.. O ana kadar çektiğim ağrılara karın ağrısı da eklenmiş durumda ve gözbebeklerimi yukarı ve çok fazla sağa çevirdiğimde midem inanılmaz şiddetli bulanıyor.. İlaçların etki etmesi sabah 8,30'u buluyor ve ben ilk defa tek başıma yataktan kalkıp yüzümü yıkıyorum.. Döndüğümde toplam 15 adım olan yolum beni 5 km koşmuşum gibi yoruyor ve nefes nefese dakikalarca tavana bakıyorum yattığım yerden.. Ağır hasta olanların sürekli yorgun olması, hiçbir şeyi yapamamaları durmunu ilk defa anlıyorum.. Bu yorgunluğun etkisiyle ateşim tekrar fırlıyor.. Ve gün boyu bu işkenceyi çekiyorum tekrar tekrar akşam 8'e doğru ancak kendime geliyorum ve aklıma cin gibi bir fikir geliyor..

"BAYANDAN TEMİZ VİRÜS.."

Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, insanoğlu hastalığı fırsata çevirmeyi herşeyden iyi başarıyor.. En basitinden bi yeriniz kesilince taktığınız ten rengi yarabantlarının yerini çoktan kıyafetinize uygun desenli renkli yarabantları aldı.. Bu H1N1 vakaları yaygınlaşmaya başladığından beridir de bi maske çılgınlığıdır gidiyor.. 1 liralık maskeye iki boya sürüp üç desen çizip 10 liraya satan firmalar mı ararsınız, özel tasarımcılara yaptırılan maskeler mi ararsınız.. Günde 2-3 maske değiştirmenin gerekli olduğu düşünülürse köşeyi dönmek an meselesi..Peki ya mandalinaların başına gelenler.. Doktorlar bol C vitamini tüketin diyor diye 2 liralık mandalina 5 lira olup bir de gıda boyasıyla koyu turuncuya boyanıp vitamin ! vitamin ! diye bağıra bağıra sofralara geldi..


E ben niye duracakmışım, üstelik toplumun refahı ve sağlığı söz konusu iken ! Domuz gribi aşısını yaptırsak mı yaptrımasak mı tartışmaları sürerken hastalığa yeni bir boyut kazandırmayı hedefliyorum..sonuçta aşınında mantığı zayıflatılmış virüs iken kendi zayıf ve zencefil kokulu virüslerimi sizlere sunuyorum !

24 saattir 36 bardak zencefilli çay + taze sıkılmış GDO'suz meyve suyu ve bütün antibiyotiklere maruz kalarak affallamış , adeta yola gelmiş virüslerimi küçük paketler halinde satışa çıkarıyorum.. 14 yaş altına 1 paket yeterli olurken yetişkinlere 2 paket öneriyorum.. Böylece sizde bu hastalığı en kısa yoldan, hiç bir aşı yan etkisine maruz kalmadan,  yukarıda anlattığım iğrenç belirtileri yaşamadan, doktor doktor gezmeden, ölmeden atlatabileceksiniz.. Hadi ne duruyorsunuz arayın ve bana ulaşın.. Henüz küçük bir işletme olduğumuzdan pos cihazımız yok, bu yüzden ödemeleri sadece nakit kabul edebileceğim.. Ama ilk 24 saat içinde virüsün aptallığı geçmeden alırsanız %20 indirim var !!





25 Ekim 2009 Pazar

Kendinden Tiksinmek İstemek


- Bugün minibüste osurdum.. (sessizce oh)
- Demin çoraplarımı kokladım..
- Kırmızı sanıp çingen pembe bir etek almışım indirimden, etiketi üzerinde ve bariz pembe yazıyo..
- Odamda çöp değil "çöplük" var..
- Bakteriyel hastalıklara artık yakalanmıyorum, mantar , küf filan hepsine karşı bağışıklık kazandım beraber yaşadığımız için..
- Azına sçim demekten çok zevk alıyorum..
- Msn de BOK yazınca mutluluk hormonu salgım artıyo..
- "Ensest" kelimesini hakaret olarak kullanıyorum! anlamını ve manasızlığını biliyorum ama hoşuma gidiyor.. bence küfür olmalı ensest.. bir insana arkasında ulan ensest diye bağırabilmeliyim ! ki gerçi ben yapıyorum.
.
.

(devamı sonra, evet daha neler var neler.. )


24 Ekim 2009 Cumartesi

" İNSAN NEYLE YAŞAR ? "


Metronun turnikesinin önünde duruyorum.. Resmen her akşam bir turnikenin önünü işgal ediyorum.. Hiçbir zaman önceden "akıllı biletini" hazırlamamış biri olarak dakikalarca çantamı karıştırıyorum. Bir türlü gelemeyen biiip bip! sesi .. "işlem tamamlanamadı, tekrar" Hayatımda ne tamam ki?

Elinde akbili ile gezen insanlar var oysa.. "Lütfen kağıt para girişinizi yapınız. Lütfen akbilinizi tekrar dokundurunuz. Akbil yükleme başarıyla tamamlandı." Evet kahverengi mini etekli, sarışın kadının akbili dolduğuna göre meraklı gözlerimi üzerinden çekip yürüyen merdivene binebilirim..

Merdivenlerden inerken öpüşen bir çiftle kesişiyorum, gerçi beni görecek halleri yok ama kızın saçları siyah-beyaz ! [
( Belki bende bir kuyruk bırakıp beyaza boyamalıyım. (Bu arada turuncu-kızıl saçlarımı 2 hafta önce siyah yaptım ve bu konuda konuşmayı yazmayı bırak, düşünmek bile istemiyorum..) ]

Aklımda bugün yaptıklarım , yarın ve tüm hafta boyu yapacaklarım var. İşkolik/okulkolik bir insan değilim, asla da olamadım. Erteleme hastası biri olarak herşeyi üstüste bindirip, dümdüz hayatımı kaostan kaosa sokma ustasıyım sadece..

Üheeğğğğğğeeee diye bir ses çarşamba günkü planımı düşünmemi engelliyor..
(aslında çarşamba için bir planım olması gerektiğini dün farkettim, yani olsa süper olur, napıcam, aynı anda 36 farklı yerde nasıl olucam planlamalıyım biran önce) Üheeeeeğğğeeee ühüüüü sarışın bir velet bitkin sesiyle ağlıyor.. Bu afişleri toplarken duyduğum sesle aynı ton.. Son 15 dakikadır ağlamaktan sesi kesik kesik ama hırsıda takdire şayan.. "Ühüüü.. 18'ime girince kendim alcam üğüüü hemde gerçek kornalısından üğüğüğhhhh.."

Tanrım! (
evet yarabbim veya allahım değil bir tanrım! ) 21 yaşındayım ve 18'i geçeli asırlar olmuş gibi hissediyorum..Biri yaşımı sorsa 29 puçuk demek üzereyim.. Ve bu sabah "gerçek kornası olan araç" sınavına girdim. Bazı şeyler küçükken hayalini kurduğunuz güzellikte olmuyor. Sınav tam bir angarya mesela.. Güneşin altında kontrol sırasında beklerken 3 kez cafeye dönüp içeri alınmayan cihazları/kitapları bırakmak, sıraya hep en sondan tekrar tekrar girmek.. Kapı açılsın diye beklerken ehliyet isteğime 9 kez lanet ettim ve evdeki oyuncak vosvosumla ne kadar mutlu olduğumu hatırladım. Planlarımın 3 yıl gerisinde olan ben; hala ağlayan çocuğun kırmızı burnuna bakıyor ve seneye gerçek bir araba aldıracağını garanti ediyorum!

"Bu gece Venüste Y grubu.. Neptünde F grubu.. biletler cikletixte.."----"Tren geliyor.."----
(gelsin.)

Metronun hareketli reklam panosunda konser tarihleri dönüyor.. Gitmeyi düşünüdüğüm dün geceymiş, belki uğrarız ya dediğimde yarım saaat önce başlamış.. Zaten ben ters yöne gidiyorum..

Su yeşili metro koltuğunda oturmuş karşımdaki panoya boş gözlerle bakıyorum (
sanırım).
Anonsla irkilip, ilanı okuyorum; Anons : "İstasyon Levent" , İlan: "İnsan neyle yaşar?
"

Son 6 saattir ve son 10 gündür arkasında oturup insanlara gülümsediğim yazıya bakıp gülümsüyorum.. Sahi neyle yaşıyorum?

Açlık ve parasızlık sınırını zorluyorum şuan; 2 gündür duş almadım; çantamda 2 roman, yarısı yenmiş bir paket kaju fıstık, 4 uçlu kalem, 1 mp3 çalar ve sayısız baş/mide/böbrek/dalak/beyin/pankreas/ ilaçları var..

Minibüse vericek 1,25 kuruşu 10 dakikada bulup, yanıma oturan kadının parfümünü kokluyorum..

"Müsait bi yerde inecek var, heyyy müsayyyitt bi yerdeğğğeee" Melodik seslenişime si bemolle noktayı koymam oldukça işe yarıyor.. Gülümseyerek apartmana giriyorum.. İki üst kattaki komşunun 8 yaşındaki kızı; inanılmaz bir heyecanla yan dairemizdeki köpeği seviyor.. "Zeytinnnn Aşkımmmmm.."

Alt komşu kızı olarak anahtarı çeviriyorum, ve iyi akşamlar diliyorum.. O bilmesede ben 21 yıldır kimseye Aşkım demiyorum :)
[hayır kelimeyi sevmiyorum!
]

03 Mayıs 2009 Pazar

Yaz - Mı - Yo - Rum

bi sor niye ?
Bi haltlara kalkıştım ben.. Diyorum halledeyim yeni haline yazarım blogun.. Yok bi gün iki gün derken baktım biraz daha sürücek bu yenilik aşaması.. Dedim o zaman bi kenara aklıma gelen konuları not alayım sonra yazarım.. Sonra o kağıdı da kaybettim.. Bundan sebep yazmıyorum :)

Zaten acayip sıkıntılı dönemler yaşıyorum.. Yaklaşık bi 10 milyara ihtiyacım var, beni yemekteyiz de görürseniz sakın şaşırmayın.. Kendimden korkar oldum :)

14 Nisan 2009 Salı

GECEYİ SEVMEYEN ÇOCUK




Doğduğumdan beri hep huzursuz bir uyku halim var; uyuyamam, uyanamam.. Uykuya dalma sürecim öylesine uzundur ki; bütün Çin'i besleyecek akdar koyun saymışlığım var gecelerce.. Şaka değil cidden koyun sayıyorum bazen.. Fıstık yeşili çimenlerin üzerindeki tek sıra 3 katlı beyaz çitten atlayan aptal pofuduk koyunlar.. Hepsi çitten atlayıp geçip gidiyor zihnimde, çit yanlızca bir tane oysa.. Kenarında geçsenize ne kadar safsınız..

Çeşitli tütsüler, taşlar, bitki çayları, sakinleştiriciler denedikten sonra huzuru koyunda bulmak.. hmmm.. işte bu..

Evdekilerin söylediğine göre gözlerim yarı açık uyuyorum.. Uykumda konuşuyorum, yürüyorum, aklımda kalan yapmam gereken işler varsa uykumun içinde kalkıp yapıyorum.. Sabah yattığım yerden kalkmış bulursam kendimi şaşırıyorum.. Uyurken telefonda konuşup sabah hatırlamıyorum, veya konuşmayıp konuştum sanıyorum.. Beynimden binlerce düşünce geçiyor uykuya dalana kadar.. Ki bu süreç en az 1 saat en çok 4 gün..

Evet her 27 Ocak öncesi kendimle anlaşıp uyumama rekorumu kırmaya çalışıyorum.. Bu sene 4 tam güne çıkardım.. Daha önceki günlerdeki sağlıksız uykularım da göz önüne alınırsa gereçekten rekor sayılabilir.. Doğum günlerimi işte böyle ömrümü biraz daha kısaltmanın çelişkisiyle kutluyorum..



Uyku maskesi ve bir gecelik aldım kendime bu doğum günümde.. Yıllarca müzik dinleyerek uyuduğum ve sabah boğazıma/saçıma dolanmış kulaklıkla savaştığım günlerin yerini uyku maskesi aldı 1 geceliğine.. Bir tarafı ağzımda diğer tarafı çenemin altında, lastiği gözümün üstünde, boğuşarak uyumuşuz berebar..
Bir gün Homer gibi uyuyabileceğim günlerimi hayal ediyorum..


Sims
oynayanlar bilirler; ordaki karakterlerin enerjileri sıfırlandığında "hola" gibi bişiy söyleyip sizden yatırmanızı istemek için el salarlar ve deli gibi esneyip oldukları yere bayılırlar bir anda.. Kendimi çoğu zaman bir Sims karakteri gibi hissediyorum.. Bahçedeki çöpün (baş ucu masam) orda uyuyorum ve sabah postası( penguen yada uykusuz) bir kolumun altında kalmış..



9 yaşına kadar Firdevs hatunun ( anneannem ) uykum gelsin diye yapmadığı aksiyon, kaynatıp içirmediği ot kalmadı.. Gece olunca herkes yatınca başlardı yanlızlık zamanlarım.. Yatağın içinde tavanı, duyu düşük ampülü izledim yıllarca.. Camın önüne kedi gelsin de azcık bakayım ona diye camın dibinde bekledim yada..

6-7 yaşlarında, uyumak için sabah ezanını beklediğim, ezanı duyunca bi bardak süt içip yatağa girdiğim dönemlerdi..

Firdevs hatun sabah ezanına kadar beni puzzlela, hangi elimde para oyunuyla oyalar; ezana yakın sütümü ısıtır elime verir "hadi uyu artık" derdi.. Hava ışımaya başlarken dalar ve çocukluğum boyunca her gece istisnasız aynı rüyayı görürdüm.. Her sabah aynı rüyayı anlatırdım "sanki bu sefer daha garip gibiydi, ama aynıydı, daha gerçekçiydi" diyerek, kahvaltı masasında reçelli ekmeğimi yerken.. En sevdiği bardak; üzerinde I love SANA yazan bir yağ promosyonu olan, hep aynı rüyayı gören küçük somurtkan bir çocuktum..


Sarı tek katlı kulübe bozması bir ev, kahverengi küçük bir kapı, yığılı samanlar.. Kapıdan giren küçük, saçları 2 kuyruklu bir kız çocuğu (ben) , içerde bilekten gerisini göremediğim baş parmağından başlayarak 5 e kadar sayıp tek tek parmaklarını açan bir el.. Ve yankılanan uğultu gibi anlamsız bir kaç ses..


Ne öncesi ne sonrası vardı rüyamın.. sadece bu.. Şuan olsa kafayı yedirtip, piskopat olacak kadar çok sık tekrarlanan bu görüntülerle yıllarca yaşadım..Her anlatışımda biraz daha gerçekçiliğini kaybediyordu hikayem.. Ama 14 yıl sonra bile bu denli netse bu görüntüler beynimde, demekki yeterince tekrarlanmışlar, yeterince görmüşüm, içime işlemişler..


Bütün gece odamda yapıcak şeyler arayan, gündüzleri gece için planlar yapan küçük beynim, kitap okumayı yeni öğreniyordu..

Büyük marketlere, arabayla haftalık/aylık alışverişler yapılmaya gidildiği dönemlerdi..
Küçükbakkalköy sınırındaki markette uçan çubuklu balonum elimde (101 dalmaçyalı :) , boyumun yetişmediği bir kitap reyonunun önünde duruyorum.. Siyah kalın kapaklı, üzeri yıldızlı bir kitap var reyonda.. Bir el kitabı bana uzatıyor ve "tam senlik hadi alalım" diyor, seviniyorum..

"Geceyi Sevmeyen Çocuk" okumayı sökeli 2-3 gün olmuş ama gecesini okuyup gerisini soruyorum..Ve hemen karşı çıkıyorum ; " benim sevmediğim gece değil rüyalar".. 5 yıl her gece o kitaptan hikayeler okundu bana, her sayfasını ezbere bildiğim hikayeler.. Adı çocuk olan çocuklar, zürafa olan zürafalar..


[ Bir varmış, bir yokmuş. Bir çocuk varmış. Adı çocukmuş. Bu çocuk geceyi hiç sevmezmiş. " Uyumak hiç güzel değil" dermiş annesine. "Ben uyumayacağım.Gece olmasın, gece olmasın" diye ağlarmış.. ]



Hayatımda hiç bir kitabı bu denli sevip bu kadar çok okumadım.. Kitap hala kütüphanemde, içersinde hala okuyup sıkılmayacağım hikayeler var.. Hikayelerin resimlerini doğum yılları 1979 -84 arası değişen, o zamanın ortaokul çocukları çizmiş..



İnternette adını yazıp arattığımda hala satışta olduğunu görmek beni mutlu etti.. Kaçıncı basımdır, içerik birebir aynı mıdır bilmem ama bu kitabı kardeşinize, çocuğunuza, hiç tanımadığınız bir çocuğa bile olsa alın hediye edin.. Hikayelerin hepsinin zihninde canlanıp, rüylarının güzelleşmesini sağlayın..



O zamanlar inkar ettiğim;
"hayırrr o çocuk bana benzemiyo hiçte hıh"
diye tepkiler verdiğim, sayfalara baktıkça kendimi gördüm bugün.. Dağınık çocuk da benim, geceyi sevmeyen de benim, inatçı olan da, uyumak istemeyen zürafa da..

Ben
; bümbüyük,
meraklı
bir uzay çocuğuyum hala..



edi büdü : Yine uykusuz bir gece ve 1 saat sonra okula gidip saatlerce ders çalışıp sınava girmek zorunda olan, 9 fincan kahve içsem beynim açılır mı diye düşünen bünyeden dünyaya : iyi sabahlar !!.. (05:45)

07 Nisan 2009 Salı



Ne renkli arkadaşlarım varmış benim düşündüm de şöyle bi..


Dostlarımdan biri yeşil saçlıydı bir ara.. Bir diğeri kırmızı-gece mavisi.. Saçlarımızda yünden örgülü rengarenk ipler filan vardı hemde..
Yeşiller kesildi, kırmızılar siyaha boyandı.. İpler söküldü bir bir..

Ama bir tanesinin saçları hala magenta.. Kahkülleri uzun, şirin..

Bir başka dostum kulağına mavi ataç takarken, diğeri kahverengi ip örmüştü küpe yerine..
Ataç kırıldı, ipi de biri koparmıştı hatırlıyamıyorum şuan..


Başka bir dostumun da pembe yıldız küpeleri ve yeşil kadife pantolonuyla, yeşil çantası vardı hep gözümün kaldığı..
Çanta yırtıldı, küpesini düşürmüş, pantalonsa hala sağlam..

Bi diğerinin de kütüphanede unuttuğu
rengarenk tükenmez kalemleri..
Kalem kutusunu farkettim, götürdüm verdim bu
gün geri..

Ve gözlerine mükemmel siyah
kalem çeken başka bir tanesi ..
Muhtemelen makyajı silinmiş, uyumuştur bu saatlerde..


Saçları dalgalı, özenli, turuncu bir adaş..

Örülmüştür şimdi o saçlar uykuya giderken bilirim..


Veee ben mi ?..

ben evet..

saçlarım turuncu, dağınık, kahküllerim kısacık,

makyajım siyah ve akmış,

küpelerim çizmeli ama teki kayıp,

çantamın ön gözü yırtık,

yeşil
pantalonum terzide paçaları yapılacak,

tükenmez kalemlerimden biri çantamın yırtık g
özünde, diğerleri yıldızlı kalem kutumda,
ve gökkuşağı renginde, yün bir ip omzumdan sarkan, ucunda mavi-kırmızı c
am boncuklarıyla..



edi büdü : yukarıdaki arkadaşlardan yeşil, mavi-kırmızı saçlı olanlar ile mavi ve kahverengi çeşitli cisimleri küpe yapmış olanlar dişi değildir. aksine çok taş yakışıklı çocuklardır. irtibat için lütfen meyil atın bana :) muhahaa öperim :)

06 Nisan 2009 Pazartesi

------------- CV --------------

Facebooktan eşref saatimde gelen bir mesaj üzerine iş başvurusu yaptım efendim bir mizah dergisine :)
Şuan akıbetinden emin değilim sitesi filan yayına girmiş basım aşamasındaymış dergi..
Sınıf arkadaşım ( bölüm arkadaşım daha doğrusu üniversiteliyiz lan biz ne o sınıf şube filan ) aysberg yazar kadrosuna girmiş idi dedim ben de bir cv yollayayım belki iş arkadaşı oluruz. Hatta öğlen yemeklerini The Marmara'da filan yeriz, Squash'a da başlarız beraber, Taksime gidince arka sokaklardan değil de caddeden böle tam ortadan gerine gerine yürürüz felan diye.. Nitekim Serkan baya dik yürümeye başlamış bu aralar geçen gün ders çıkışı gördümde .. ehemmm ...
neyse.. buyrun aynen bu CV yi yolladım maille..

----------------------------------------------------------
Ampirik Yansıma ( burda gerçek adım yazıyo gerçi :P )
yaş: 21
cinsiyet: dişi
göz: mavi ( bi umut hani )

3, sınıf İÜ. kimya öğrencisi

1 yıl tanıtım ajanslarında çalışmışlığı var.

göz dolduran bir cv si maalesef yok ki mizah dergisine başvururken okuduğu kimya bölümünün ve katıldığı sempozyumlarla, idare edecek düzeydeki ingilizcesinin ve zerre anımsamadığı almancasının bir işe yaramayacığını düşünüyor.

çizerlik vasfı yok( en azından henüz) ama bol bol yazıyor. azimli bir genç ama bir yerlere bir şeyler yetiştirmesi gerekmediğinden içinden gelirse ve kafasına eserse yazıyor.

yazarlık ilgisini çeken konular arasında şuan için 1 numarada. lise ve ortaokul yıllarında edebiyat öğretmenlerinden hoşlaşmışlığı, çeşitli yarışmalara katılarak kompozisyon dalında cüzi ödüller almışlığı var.

yazdıklarını paylaşmaya karar vereli 2 yıl olmuş ve bir blog açmış durumda.
http://ampirikyansima.blogspot.com/
ama her yazdığını mahalle baskısı olmasın diye yayımlamıyor ilgili kişilere bizzat gönderiyor :)

mizah dergilerinden ikisini belirli bir düzen içinde takip ediyor. uykusuz ve penguen okuyor.
arada gidip çizerleri rahatsız ediyor muhabbete girmeye filan çalışıyor.

2. ilgi alanı fotoğraf. makinası bozulana kadar sokaklarda dolanıp fotoğraf çekiyorken; şimdilerde yenilemek için para biriktiriyor.

diğer ilgi alanları sinema ve müzik. iyi bir dinleyici ve izleyici olduğuna inanıyor. kendisini etlikeyen albümleri şarkılar bozulup cızırdamaya başlayana dek dinliyor.. taptığı filmleri periyodik bir düzenle tekrar tekrar izliyor.
müzik yapmaya da çalıştı ama olmadı .. kısmet değilmiş..

2 kelimeyi bir araya getirip evirip çevirip sırf bu 2 kelimeyle saatlerce konuşma ve yazma becerisine sahip. insan içinde heyecanlanmaz arsızın tekidir. geyik olsun aman muhabbet olsun da eğlenelim ama eğlenirken bile taşı gediğine koyayım da herkes beni anlasın insanıdır.

olurda proje ödevi verilirse veya bir araştırma gerekirse diye sırf gruplarında olsun , iş özenli yapılsın , ortam ve bilgi sağlasın diye ona şirinlik yapan insanlar tanımış.. çevresinin genişliğinden haz etmemiş sonra hepsini silmiş.. sadece kendi için güzel işler yapar olmuş bir zat. ( yazar burda demek istiyor ki "verilen görevi yerine getiririm iyiyimdir bu işte " :)

---

Benim içinde farklı bir cv deneyimi oldu. en son Kariyer.net te 36 sayfa bir insanın ömrü boyu çalışsa gene dolduramayacağı bir cv doldurmuştum, berbattı. (ki doldurmak kelimesi tamamen fiil olsun diye, laf olsun diye kullanılmıştır, %90 ı boş o cv nin)


bu daha eğlenceli oldu.. en azından okurken sıkılmazsınız diye umuyorum. ben de kendi hayatıma bi dışardan bakmış oldum iyi oldu.

eğlenceliyim ama ciddiyetsiz değilim .. işlerinizde başarılar..

( birkaç yazı örneği ektedir)

dipnotçuk: bana da bir oldu olmadı deyin gözünüzü seveyim. ha hacı?.. beni de eleştirin.. çavvvvv

---------------------------------------------------------

E şimdi diyorsunuz ki sonuç ne oldu demi.. hani yazı filan yollamışsın böle cv yazmışsın aferin de Squasha başladın mı?,The Marmara' nın akşam servisi nasıl ?? bunları merak ediyorsunuz normal olarak..

cevap veriyorum.. Serkan maaşı ödenince beni The Marmara'nın biraz aşağısındaki büfeye ayvalık tostu yedirmeye götürücek.. işalah yani..

Biz sizi ararız dediler lan..
Bir mizah dergisi bunu dermi lan..
Aramayın lan beni..
Ahada hattımı değiştiriyorum.. Hıh..

;;